Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

22 Mayıs 2021

KAFAM YERİNDE..

 



KAFAM YERİNDE..

Yazının başlığına bakarak sakın bunu sarhoş bir halde yazdığımı düşünmeyiniz. Bilinçli şekilde yazılmıştır. Cellatlarla ilgili birçok hikaye anlatılır. Bunlardan bir tanesi gerçekliği bir yana, iş hayatına uyarlanabilecek bir benzetim içermesi açısından güzeldir.

Eskiden bir yerlerde mahkumlar ile cellatlar son gecelerinde birlikte eğlenirlermiş. Sabah da cellatlar, sarhoş mahkumların farkında olmadıkları anda kafalarını keserlermiş. Yine bir sabah mahkumlardan birisi cellada sormuş:"Neden hala kafamız kesilmemiş, yoksa affedildik mi?". Cellat ise :"Hayır ben işimi yaptım, ayağa kalktığın anda kellen düşecek". Gerçekten de öyle olmuş, mahkum ayağa kalktığı anda infazın yapıldığını anlamış.

İş hayatının hızla akan koşuşturmacaları ve mücadeleleri arasında birçok şeyin farkında olamayabiliyoruz. Belki de kafamız çoktan koparılmıştır ancak bizler henüz anlayamamış, idrak edememişizdir. Hala bulunduğumuz konumun, sahip olduğumuz ünvanların, iş çevremizin, dostlarımızın, iş arkadaşlarımızın yerinde olduğunu düşünüyoruzdur. Gerçeği anlamak için, iş dünyasının sarhoşluğundan kendimize gelip, ayağa kalkmamız gerekecektir. İşte o anda kafamız yere düşecektir.

Ve ilginç olan ise; çoğu zaman cellatlarımızla son gecemizi güle oynaya, eğlenerek geçiririz!

Kalın sağlıcakla..


Not: Yazıda kullanılan fotoğraf İstanbul Topkapı Sarayı'ndaki "Cellat Çeşmesi"dir. Osmanlı döneminde cellatlar işini tamamladıktan sonra bu çeşmede kanlı kılıçlarını yıkarmış. Kesilen kafalar ise öndeki ibret taşının üstünde teşhir edilirdi.


01 Mayıs 2021

HAMAMDA KURNAYA AŞIK OLANLAR

 



HAMAMDA KURNAYA AŞIK OLANLAR

Benim çok sevdiğim bir atasözü vardır: "Hamama gidip kurnaya, düğüne gidip zurnaya aşık oldu" diye.. Eskiden bunun benzeri anlamda "maymun iştahlı" deyimi vardı. Bir işi bitirmeden, başka bir konuya atlayan, onu da tamamlamadan bir diğerine geçenler için kullanılır.

İş hayatımızda da bunun gibi çalışanlarla çok karşılaşıyoruz. Bir konuda tam uzmanlaşmadan diğerini öğrenmeye çalışanlar artmaya başladı. Bir süre sonra; her şeyden bir şeyler bilen ama hiçbir şeyi tam olarak bilmeyenler topluluğu oluşuyor. Her gördüğüne, duyduğuna meyleden, göz kırpan kişiler ne yazık ki ellerindeki işleri tamamlayamadan, diğerine geçiyorlar.

Yeni işe başlayanlarda şöyle bir algı, düşünce oluştu: "ABC firmasına bir kapağı atayım yeter!".. "Önce biraz tasarımcılık yaparım, beğenmezsem üretim tarafına geçerim. Orada yapamazsam planlama bölümü var. Okulda ERP dersi almıştım, yaparım herhalde.. Ayrıca İngilizcem de fena değil, belki satın alma departmanına atlarım, ya da belki dış görüşünüm güzel olduğu için iş geliştirmede çalışırım. Ağzım iyi laf yapar, müşterileri kafalarım eyvallah. Orada sıkılırsam da amaaan canım n'olacak sanki, hiç olmazsa proje yönetimine geçerim!.." diye hayal ediliyor. 

İşte durum böyle vahim! 

Sanırım bunun biraz sorumlusu da işe alım sürecindeki yöneticiler. İşe alım sırasında ne iş yapılacağını, nelerden sorumlu olacağını bazen net olarak belirtmiyorlar. İşe alım sırasında pembe tablolar çizen yöneticiler gördüm. Bilgi ve deneyimden daha çok dış görünüş, konuşma şekli veya maaş beklentisine göre karar veren yöneticiler var. Yanlış işe, yanlış çalışan alındığı için de çalışanlar da bir süre sonra bölüm değiştirmeye başlıyorlar.

Elbette, bir konuda uzmanlaşanların daha üst pozisyonlara geçiş yapması beklenen durumdur. Bir çalışanın bütün hayatı boyunca aynı işi yapması beklenemez. Ancak yeterli tecrübe ve bilgi birikimine ulaşmadan diğer işlere öykünülmemelidir.

Hamamdaki kurnanın sıcaklığı, düğündeki zurnanın sesi her zaman güzel olmayabilir!



23 Nisan 2021

MÜHENDİSLİK ZARAFETİ


 



MÜHENDİSLİK ZARAFETİ

Sorum çok basit: "Yaşamımızın içinde olan "mühendislik", hayatımıza ne kadar faydalı olabiliyor?"


Yaşam ve Hayat: Biri Türkçe, diğeri Arapça kökenli olan ve aynı anlamda kullanılan sözcükler. Yaşamak için; yeme, içme, nefes alma ve canlı kalabilme yeterli.. Öyleyse "hayatı" farklı kılan şeyler de nedir?


Prof. Dr. Ahmet İnam hocamız 23 Kasım 2019 tarihinde Bilgisayar Mühendisleri Kurultay'ında yaptığı konuşmada (*) bu konuda çok önemli meseleleri ele almıştı. Baştan sona izlenmesi gereken bir konuşmaydı.


Yaşamımızda mühendislik; sadece para kazanmak ve güç elde etmek amacıyla belli algoritmik yapılar üzerinden birbirinin benzeri aletleri, binaları, yazılımları ve cihazları üretmeye yarıyor. Mühendislik ürünü olan teknoloji, yaşamımıza hükmetmeye başlıyor. 


Hayat ise; yaşamın ötesinde sanat demek, estetik, coşku, güzellik, sevinç, dans, mizah ve zarafet demektir. Bunlar olmadan "yaşamak", sadece diğer canlıların yaptığı gibi nefes almak, haz duymak ve canlı kalabilmektir.


Yaşamımızın artık her yerinde teknoloji var ancak hayatımız; teknoloji üstü olmalıdır, hatta onun da üstünde olmalıdır!


Mühendis olarak geliştirdiğimiz "teknolojiler" bizim coşkumuzu, sevincimizi, tutkumuzu yüceltiyor mu? Bir yazılımı geliştirirken, gerçekten keyif alıyor muyuz? Mühendislik ve teknoloji "bilme sevincimizi", "bilmenin ıstırabını" arttırıyor mu?  


Ne yazık ki, günümüzde asıl belli algoritmik yapılar üzerinde iş yapan, "yapay zeka" olan bizleriz!


Hayatımızı güzelleştirmek için teknolojiden fazla olmak zorundayız!

Bildiğimizden daha fazla olmak zorundayız!


Teknolojinin sunduklarından öte; estetik zenginliklerimizi görebilmeliyiz. Hayatımıza aşk, sevgi, hayal, düş ve yürek genişliği, can genişliği katmalıyız.


İşte "mühendisliğin zarafeti" orada başlar!  


(*)BMK 2019 : Ahmet İnam - Mühendisliğin Dönüşümü ve Mühendislik Etiği:



24 Mart 2021

HERKEZ HATA YAPAR

 



HERKEZ HATA YAPAR!

"Hata" ve "Yanlış" kelimeleri eş anlamlı olduğu düşünülerek, sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir. Aynı sınavda "Soruyu hatalı çözdüm" denilirken, "Üç yanlış, bir doğruyu götürür" de denir. Ancak hata ile yanlış arasında fark vardır.

Faik Bryns, "Su'dan Kola'ya" kitabında (*) yanlış ile hatanın arasındaki farkı şöyle açıklamaktadır: "Hata ile yanlış arasındaki fark niyettir". Gerçekten yanlış yapan kişinin kişisel menfaatleri doğrultusunda çalıştığı şirkete veya çalışma arkadaşlarına zarar vermesi söz konusudur. Ancak deneyimsizlik, bilgisizlik veya dikkatsizlik sonucu istemeden yapılan kusurlar ise hatadır. Hata yapılabilir ancak hatayı örtbas etmeye çalışmak yanlıştır.

Yine kitabında Faik Bryns, yanlış yapmamak için alınan kararlarda 3 önemli sorunun sorulmasını ifade eder:

1-) Doğruyu yaptım mı?

2-) Benim şirketim olsa ne yapardım?

3-) Riski hesapladım mı? Ya da "Riski göze alabiliyor muyum?"


Sizce "Doğruyu yapmış olmanın" kriteri nedir? Bunu da şöyle açıklamaktadır: "Doğru, ortaya çıktığı zaman utanmayacağım veya saklamaya gerek duymayacağım davranıştır". 

Yanlış yapmamak; kendi şirketiniz olması durumunda asla yapmayacağınız, yapılmasını kabul edemeyeceğiniz davranışları veya kararları, başka bir işverenin parası, hizmeti söz konusu olunca da yapmamaktır. 

Her karar kendi içinde bir miktar risk içerir. Çok riskli kararları, riskin etkisini hiç hesaplamadan almak elbette yanlıştır. Ancak hiç "hata" yapmamak adına risk almamak da bir yanlıştır. Asıl yanlış, hata yapmaktan korkmaktır.


"HERKEZ" hata yapar ancak "HERKES" asla yanlış yapmamalıdır!


(*) Faik Bryns, "Su'dan Kola'ya", Sayfa:159, Elma Yayınları,2018, ISBN:978-605-5286-66-8