Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

02 Şubat 2021

Proje Yönetimi: İyimser mi? Kötümser mi?

 




Proje Yönetimi: İyimser mi? Kötümser mi?

İnsanların olaylara bakış açısını anlatabilmek için su dolu bardak analojisinden yararlanılır. Bardağın doluluk algısına göre iyimser veya kötümser bakış açısı açıklanmaya çalışılır. Burada bir sıkıntı yok aslında..

Proje yönetiminde ise durum daha trajikomik olabiliyor. Şöyle ki:

-Önce bardağın (proje) varlığını yönetime ve/veya müşterinize ispatlamalısınız: Ortada gerçekte bir bardak olmayabilir.

-Suyun (tasarımın) bardağa dolabilen bir şey olduğuna ekibi inandırabilmelisiniz. Su akışkandır, her şekle girebilen bir şeydir. Evet, önce su olmalıdır!

-Bardağın (projenizin) kırılgan, nazik bir şey olduğunu kabul ettirebilmelisiniz. Çok sıcak su koyarsanız, çatlayabilir :)

-Baştan çatlak bir bardağa (projeye), ne kadar su(tasarım/iş gücü) koyarsanız koyun, hiçbir zaman dolmayacaktır. Kötümserlik sizden kaynaklı değildir, bardak iyimser olmaya müsait değildir..

-Bardağa sırf çok dolu görünmesi için fazla su (işgücü, tasarım) koyarsanız, taşacaktır (over-design). Bu durumda boş yere iyimser olmayın, boşa giden sudur!

-Bardak ve su olsa bile, suyu bardağa koyacak kimse ol(a)mayabilir. Bir proje yöneticisi lazım!

Vesselam.
Görüşmek üzere..

23 Ekim 2020

Para Harcama Davranışları

 


PARA HARCAMA DAVRANIŞLARI


Zaman zaman sosyal medyada karşıma çıkan bir paylaşımı, doğru bulduğum ve sevdiğim için ben de paylaşmak istedim.


İnsanların, kendilerinin ve başkalarının paralarını nasıl harcadıklarını, harcama davranışlarını güzel özetlemektedir. Şöyle ki;

1-     "kendi paranı, kendin için harcıyorsan"; iki şeye bakarsın fiyatına ve kalitesine.

2-      "başkasının parasını, kendin için harcıyorsan"; sadece kalitesine bakarsın

3-      "kendi paranı, başkası için harcıyorsan"; sadece fiyatına bakarsın,

4-      "başkasının parasını, başkası için harcıyorsan"; ne fiyatına bakarsın, ne de kalitesine


İşte çalışanlar ve yöneticiler için önemli davranış sınavı burada başlamaktadır. Çünkü en önemli erdem; "kendi parasına" sergilediği davranışı, "başkasının parasına" da sergileyebilmektedir.

29 Eylül 2020

İş Namusu

 




İŞ NAMUSU


Hani bir atasözü vardır: "Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.." diye..

Bir benzeri ise: " Adın çıkmış dokuza, inmez sekize.."


İş hayatında da aynı şeyler geçerli olmaktadır. Birisi sizin hakkınızda bir söz söyler, yapışır kalır. Her ne kadar aksini ispat etmeye çalışsanız da artık o söz üstünüzde kalır..


"Efendim o kişi şöyle şöyle yapar/yapmaz .." diye başlayan bir sözle başlar her şey. Sonra uğraş, uğraşabilirsen! Hele bir de yanına birkaç yandaş bulup, ikna etmişse, vay halinize!


Kuyuya taşla birlikte sizi de atarlar..


Sonra anlat derdini Marko paşaya. Nafile!


Bizim kültürümüzde namus denilince hep cinsel yönden yaklaşılır. "Namuslu/Namussuz İnsan" denilince hep bilindik kavramlar aklımıza gelir..

Bence iş "etiği" gibi entellektüel sözlere gerek yok. Bunun yerine iş "namusu" olmalı..


Kuyuya taş atmadan önce, namus kavramını bir kere olsun düşünmeli..


Namus iki bacak arasında değildir, iki dudak ve iki göz arasındadır. Nasıl bakarsan, nasıl söylersen öyle düşünürsün!

23 Eylül 2020

Kimliksizlik Suçları

 



Kimliksizlik Suçları

Yazının başlığına bakıp da, burada nüfus cüzdanının kaybedilmesi nedeniyle oluşabilecek suçlardan bahsetmeyeceğim. Onun da sakıncaları var ama benim üzerinde duracağım "kimliksizlik" suçları çok daha vahim!
Ne yazık ki, ülkemizin büyük bir kısmı, özellikle genç ve orta yaş öncesi insanlarının çoğu "kimliksiz". Görsel ve yazılı basın, medya, sosyal medya bu kimliksiz şahsiyet(siz)ler üzerinden pazarlanıyor.
Hayatta hiçbir olumlu "sıfat" ve "ünvan" ile ilişkilendirilmemiş insanlar bunlar. Ne elinde bir zanaatı, ne de bir sanatı vardır. Kimlikleri yoktur. "Nesin" diye sorulunca pek de akla uygun cevaplar veremezler. İllaki eğitimsiz olmaları gerekmiyor, çoğu okumuş, en azından lise mezunudur bunların. Ama kendilerini bir şeye ait göremeyen, bir yeri olmayanlardır.

"Aidiyetsizlik mikrobunun yaydığı bir hastalık: Kimliksizlik"

Bunlar kendilerine "kimlik" sağlamak için toplumun canını acıtırlar.
Hani şu televizyonlarda, haber bültenlerinde "boşanmak istediği eşini, çocuklarının önünde bıçakladı", "eşini ve kayın pederini kurşun yağmuruna tuttu" diye -sözde- lanetlenen kişilerin aslında tek bir derdi var:"Kimlik". Çünkü kimse onlara "sen şu kişisin" demediği için kendilerini canilikle ispatlamaya çalışıyorlar. Sözde namus davası adı altında "kahraman(!)" oluyorlar. Kimlikleri oluveriyor..
Basın ve TV'ler en büyük suça ortak oluyorlar: Kimliksizlere kimlik kazandırmak..
Hepimiz bu tür canice haberler karşısında "vah yazık", "Allah korusun" falan deyip geçiyoruz. O zaman niye yayınlıyorlar?! Diğer yandan, içinde bu tür davranışlara yatkınlık olanlara cesaret veriyorlar. O haberleri bizler izleyip geçiyoruz ama diğer "kimliksiz" şahıslar o haberleri izledikten sonra kendilerinin de böyle bir şey yaparlarsa "ünlü", "kimlikli", "namuslu" falan olacağını düşünüyorlar.
Medya bu suçu işliyor ve adına "magazin haberciliği", "üçüncü sayfa haberciliği" diye sözde masum isimler takıyorlar. Mafya dizisi çok tuttu diye elinde silahla gezenlerden oluşan diziler çekiliyor. Sonra da toplum neden bu kadar gaddarlaştı diye haber yapıyorlar. Acaba neden ha?! Sevsinler sizin gibilerin masumiyetini.
İzlemeyin, paylaşmayın, yaymayın bu tür haberleri. Unutmayın ki, bu tür haberleri yaydığınız zaman, çevrenizde hiç de tahmin etmeyeceğiniz, üzerine konduramayacağınız kişileri teşvik edersiniz, onları cesaretlendirirsiniz. Üzüntünüzü paylaşmak yerine, lanetlerini üzerinize çekersiniz. O kişiler, belki eşinize, belki de çocuğunuza zarar verecek..
Nereden bileceksiniz!
Seyretmeseniz, görmeseniz, duymasanız ne olur.. Ne kaybedersiniz.. Kimliksizlik suçuna ortak olmayın. Kimliksiz vahşilere -sözde- kimlik kazandırmayın.