Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

yönetici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yönetici etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2025

YAPMAK ve YIKMAK

 

YAPMAK ve YIKMAK

Ne güzel yazmış M.Akif Ersoy aşağıdaki dizelerde.. Diyor ki özetle, Süleymaniye gibi o muhteşem eseri yıkmak için birkaç çolpa herif yeterken; onu yeniden yapmak için bir güçlü irade (Muhteşem Süleyman) ve bir büyük koca usta (Sinan) gerekir..

“ Yıkmak insanlara yapmak kadar kıymet mi verir?

 Onu en çolpa herifler de emin ol becerir

 Sade sen gösteriver işte budur kubbe diye

 İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye

 Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman 

 Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan”

 

Kurumlarda işleyen yapıların/sistemlerin de önünde kazma ile bekleyenler olur elbette! Yıllar içerisinde temeli atılan, inşa edilen ve iyileşerek büyüyen her güzel işin mutlaka bir celladı olur. Çok değil, birkaç gün, birkaç ay içerisinde indiriverir kılıcını düzenin köküne.. Heba olur onca çaba, onca emek!

Ama gel yeniden yapalım desen, ortadan kaçacak kişilerdir o cellatlar. Bilirler ki; başka yerlerde, başka kurumlarda yıkılacak başka sistemler bulurlar kendilerine.. 

Sonrasında herkes çeker gider, uzaklaşır yıkıntının yakınından. Ta ki! Bir başka cesaretli bir yürek gelene kadar.. Toplar yeniden gönülden inanan, gözü pek, dili sivri, güçlü, sabırlı ve cesaretli yiğitleri. Yıkılanı, döküleni, kırılanı onarır ve yeniden inşa eder güzel olanı..

Bir cellat daha belirir kapının önünde, birkaç da çolpa herif ellerinde kazma..

Ve ne güzel söylemiş çağdaş ozan Barış Manço:

“Bu kafayla bir baltaya sap olamazsın ama
Gün gelir sapın ucuna olursun kazma “  


16 Nisan 2025

YALANCI ÇALIŞANLAR MI İSTENİYOR?

 


🔥 YALANCI ÇALIŞANLAR MI İSTENİYOR? 🔥


Bazı yöneticilerin "yalan açlığının" olduğunu düşünüyorum..

Çalışan izin ister, yönetici hemen sorar: "Niye izin istiyorsun? Nereye gideceksin? Ne zaman geleceksin?" vs. vs.

👉 Eğer işlerinizde o kişiyle ilgili çok çok önemli, planlı ve kritik bir konu yoksa sormayın!

Siz sürekli sorgulayan bir yönetici iseniz, sizin soracağınız tüm sorular için bir yalan zaten daha önceden hazırlanmıştır.

Geçmişte, takım elbise giyip gelen çalışanına "iş görüşmesine mi gidiyorsun?" diye soran yönetici gördüm. Bu sorunun "gerçek" cevabını alabileceğini sanmak, ne büyük iyimserlik!!..

Çalışanlarınız size sadece bilgilendirme yapsınlar yeterli. "Bugün biraz işim var, şu saatte gelebileceğim, bilginiz olsun".. Yeterli..

Belki özel bir sorunu vardır. Belki bir olaya canı sıkılmıştır, rahatlamak istiyordur. Bir çalışanın aklı "evde" olacaksa, bedeni de evde olsun. O çalışanı zorla işte tutmaya çalışmanın anlamı yoktur. Çalışan sizin izin vermediğiniz sürenin çok çok fazlasını sizden çıkartır!

Daha önce belirttiğim gibi, o gün çok önemli bir şey yoksa, sorgulamayın, üstüne gitmeyin.

Yalan dinlemeye ne kadar açsınız, ne kadar isteklisiniz?!

30 Aralık 2024

CELLE CELÂLUH (CC)

 

CELLE CELÂLUH (CC)(*)

📧 Bazen bir email gelir. Bir bakarsınız ki, cümle alem "CC" olarak eklenmiş. Emaillerde CC'nin anlamı bilgisi olması gerekenler demektir ya, bilgisi olmayan kalmamış ❗

🔊 Emailde yöneticiler, müdürler, direktörler ve hatta genel müdür bile CC olarak yer alıyor. ⚠

✒ Email içeriğine baktığınızda bir arkadaşımız, bir bardağı yerinden kaldırıp, mutfağa götürmüş?! Aman Allah'ım, herkesin bilgisi olması gerekiyormuş ki CC olarak “azameti yüce ve ulu olan” tüm yöneticileri eklemiş.. Neredeyse "XXX Bey Celle Celalüh", "YYY Hanım Celle Celalüh" diyecek! 😯

🙌 Baştan sona reklam ve şov kokan hareketler ama nafile çabalar. Yöneticilerin şöyle bir göz gezdirip, "delete" tuşuna basmaktan başka bir şey yapmayacağı mesajlar.. 💥

👉 İyi bir yönetici katma değeri olmayan böyle çalışmaları alkışlamaz, takdir etmez. Ve hatta kendisini gereksiz yere meşgul ettiği için sinirlenebilir. 😤

🔥 Bir de BCC var ki, tam olarak habersizce bilgilendirme, gammazlama, ispiyonlama ve şikayet etme durumudur. Ki, ihtiyaç duyulmayacak kadar önemsiz ise yapmayın! ⚠

Haydi, kolay gelsin.. 🙏

(*)Celle Celâlüh, “azameti yüce ve ulu olan” demektir. Müslümanlar Allah'ı anarken zikrederler.

29 Aralık 2024

ADALET, CESARETİN ÇOCUĞUDUR

 

ADALET, CESARETİN ÇOCUĞUDUR.. 

👀 Zaman zaman çalışanların, yöneticilerinin adil davranmadıklarına yönelik paylaşımlarını görüyorum. Çoğu haksızlığa uğradıklarını, ekip içinde adalet beklediklerini ifade ediyorlar. 🔊

📌 Cesareti olmayan yöneticiden adalet beklemeyin! 📌

👉 Cesur olmayan yönetici, haksızlıklar karşısında konuşamaz. İnandığı şeyi söyleyemez.. ❗

⚠ Bir yönetici eğer koltuğunda bir gün daha fazla kalmak için; adam kayırma, taraf tutma, örtbas etme ve sessiz kalma gibi davranışlar sergiliyorsa adil de olamaz. ⚠

💥 Adalet, cesaretten doğar. Adalet, cesaretin çocuğudur! 💥

👀 Dolayısıyla, adil davranmasını beklediğiniz yöneticinin öncelikle cesur olup, olmadığına bakın.. 👀

Yöneticiler, çalışanlarınız sizi tartar

 


Yöneticiler, çalışanlarınız sizi tartar

Yöneticiler, çalışanlarınız her gün sizi tartarlar! ⚖

Gözleriyle, sözleriyle, mimikleriyle her an sizi teraziye koyarlar. İsteklerine, beklentilerine ve hayallerine göre sizin kaç okka çekeceğinizi tahmin etmeye, ölçmeye çalışırlar.

Eğer siz tartıda hafif kalırsanız, işte o zaman okkanın altına girersiniz!

29 Haziran 2024

ZÜĞÜRT AĞA-4 (YAĞMUR DUASI)


ZÜĞÜRT AĞA-4 (YAĞMUR DUASI)

Züğürt Ağa filminden iş hayatına yönelik sahneleri analiz etmeye ve sunmaya devam ediyorum. Filmin konusunun geçtiği köyde susuzluk yaşanmaktadır. Dolayısıyla kuraklık nedeniyle yeterli mahsul elde edilememektedir. O yıllarda yeterli sulama imkanları da olmadığı için yağmur dışında hiçbir umut yoktur. Filmde çare olarak yağmur duasına çıkılması önerilir.

Ağa ile köyün dini lideri şıh arasında rekabet bulunmaktadır. Yağmur duasına çıkmak için şıh bazı taleplerde bulunur. Ağa bunu kabul etmez ve karşılıklı olarak birbirlerini tehdit ederler. Sonunda şıh ikna olur ve yağmur duasına çıkarlar. Ama ne yazık ki, yağmur yine yağmaz.  

“Yöneticiler de yağmur duasına çıkarlar!”

Kültürümüzde yer alan yağmur duasında Tanrıya düşülen zor durum gösterilmeye çalışılır. Acındırma ve merhamet dileme söz konusudur.

Sizin şirketinizde de yağmur duasına çıkılıyor mu?!

Sanırım bazılarınız saçmaladığımı düşünüyorsunuz. Günümüzün teknolojik imkanlarıyla yağmurun hangi şartlar altında yağabileceğini, yağmur bombalarının kullanılabileceğini birçok kişi ve firma bilir. Ancak şirketlerde de bazı yöneticiler yağmur duasına çıkarlar. Bu ritüel elbette bir imam ile dua ederek olmamaktadır. Şirketler belli dönemlerde “yağmur duası” toplantıları organize ederler. Kimisi yarıyılda, kimisi 3 veya 4 ayda bir toplanıp, yağmur duası ayini düzenlerler. Bu toplantılar ağlama seanslarıyla doludur. Orta düzey yöneticiler, üst yönetime ekonomik göstergeler üzerinden kötü tabloyu sunarlar ve kendilerini aklamaya çalışırlar. Bazısı türlü türlü mazeretler sunarak acındırmak ve affedilmek ister.

 “Olmayacak duaya amin demek!”

Ekonomik göstergeler açıkça kötü durumu gösterse de yöneticiler gelecek için umut vaat ederler. Kimisi yapılan yatırımın geri dönüşünün muhteşem olacağını, kimisi pazarın yeniden açılacağını, kimisi de ARGE faaliyetlerinden elde edilecek başarıların kurtuluş olacağını söylerler. Şirketin tüm gelir kaynakları kurumuş durumda iken bu yöneticiler aslında yağmur duasına çıkmışlardır. Şirkete can verecek, yeniden yeşertecek acil para girişine yani yağmura ihtiyaç vardır. Ancak yöneticiler bu yağmurun kendilerinin yaptığı dualarla geleceğini ummaktadırlar. Bazı çalışanlar da bu dualara iman edip, amin demektedir. Gerçeği gören çalışanlar ise bunun yapılan yağmur duası ayinleriyle olmayacağını bilmektedir.  

Şirketteki bütün CxO’ların katıldığı, üst yöneticilerin bulunduğu, kelli felli insanların olduğu toplantılarda gerçekleri tüm açıklığıyla konuşmak önemlidir. “İnşallah”, “Maaşallah” gibi temenni içeren cümlelerle dua etmek faydasızdır.

“Şemsiyenizi unutmayınız!”

Yağmur duasına giderken hiç şemsiyesini alıp gelen gördünüz mü?

Sanırım yoktur. Çünkü yağmurun dua edilince yağacağına inanç yoktur aslında. Gerçekten içinde umut olsaydı ıslanmamak için şemsiyesini alıp giderlerdi.

Benzer durum şirketlerin yağmur duasında dönüşen toplantılarında da yaşanır. O toplantılardan önce veya hemen sonra işlerin iyiye gideceğini düşünerek hisse senetlerini alan olur mu? Ya da firmaya ortak olmayı düşünürler mi? Çevresindeki kişilere haber salıp “bizim şirketimiz çok büyüyecek, çok kazanacak, sen de bizim şirkete geçsene” diyenler olacak mıdır?

Sanmam..

Çünkü kimse şemsiyesini almayı düşünmemiştir.

Çünkü umut yoktur..




14 Haziran 2024

SARI ÖKÜZ



SARI ÖKÜZ

Sarı öküzün hikayesini bilir misiniz? Sanırım pek çok kişi bir yerlerden duymuştur veya okumuştur. Ben yine de bilmeyenler için kısa bir şekilde anlatmaya çalışayım.

Otlakların birinde, bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenemediği için bir çare düşünmüşler. Aslanlar, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmışlar. Öküzlerle tatlı dille konuşmaya başlamışlar:

-“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün, buraya sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum, bugüne kadar sizlere zarar verdik ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o sarı öküzde. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de, barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizinle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, sizde kurtulun ve yine barış içinde yaşayalım”.

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküzü aslanlara vermişler. Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruğu istemişler. Öküzler, bu defa Uzun Kuyruğu teslim etmişler. Bu olay her seferinde farklı bahanelerle sürekli tekrarlanmış. Sayıları azaldıkça sonunda öküzler zayıflamışlar. Öküzler, birer birer aslanların pençesinde can verirken, geriye birkaç öküz kalmış. İçlerinden biri liderlerine,

-“Ne oldu bize, nerede kaybettik bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.

Öküzlerin lideri, gözleri nemli şekilde

-“Biz”demiş, ”Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı. Sarı Öküzü vermeyecektik…”

“Her taviz, bir sarı öküzdür!”

Bazı yöneticiler bazen küçük bir çıkar için, bazen de koltuklarını korumak için küçük küçük tavizler vermeye başlarlar. Bu tavizler kimi zaman bir personel olur, kimi zaman da bir değer, bir erdem olabilir. Zaman içinde bu küçük tavizlerin yerini büyük fedakarlıklar ve büyük kurbanlar alır. İşte o noktada yöneticiler tüm iradesini ve gücünü yitirir. Çünkü tavizler verdikçe, daha fazlası istenilecek, daha da fazlası talep edilecektir. İlk başta talep edilen küçük tavizler karşısında dik duruş sergilemiş olsalardı, bu durumla karşılaşmayacaklardı.  

“Bir kereden çok şey olur!”

İş hayatında verilen sarı öküzlerin ilk mazereti “bir kereden bir şey olmaz, canım” şeklindedir. Öyle ya, ufak bir taviz vermekle çok şey kaybedilmez! Ancak işin sonu öyle değildir.

-Bir çalışan için tüm ekibi küstürmeyi göze almak;

-Koltuğunda bir gün daha fazla oturabilmek için ekibine yapılacak saldırılara (mobbing) göz yummak, sessiz kalmak;

-Yöneticisine şirinlik yapmak için personelini küçük düşürmek;

-Cüzdanını vicdanından ön planda tutmak;

-Herkese mavi boncuk dağıtırken, adaleti unutmak;

-Ben ne yaparsam yapayım, sıkıntı olmaz diye düşünmek;

-Herkes etrafından bir bir kaybolurken bile farkına varamamak, görmek istememek;

İşte bunlar verilen birer sarı öküzdür. Bir kereden çok şey olur, alışkanlık olur..

“Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez?!”

Siz sarı öküzleri verirken, onları çığlıkları her yere yayılır aslında. Ancak duymazsınız, duymak istemezsiniz. Her bir taviz ardından koskoca bir feryat, bir figan bırakır. Kaz gelecek diye tavuk esirgemeyenler, sarı öküzleri de hiç esirgemeden kolayca kurban edecektir.

Ekiplerde kurban verilen sarı öküzlerin bıraktıkları boşluklara bir gün o yöneticiler düşmeye başlayacaktır. Her bir çukura düştükçe, verdiği tavizler aklına gelecektir. Ve asıl kaybettiği günü hatırlayacaktır. Ancak artık nafile!..

Şiir:

Bu konuyu geçmişte yazdığım bir şiirim ile bitireyim:

SARI ÖKÜZ (25.05.2017)
Kendimi, hemen ele verilecek,
gözden çıkarılacak
sarı öküz gibi hissediyorum..
 
sadece his değil,
düpedüz sararmış bir halde
sürüden gidecekmişim gibi
hazır bekliyorum..
 
saçlarım sarı mı?
değil!..
tenim: buğday kırmızısı
ama yine de
bu sürüde sarı öküzüm,
bekliyorum gözüm..
 
oturup karar vermişler,
azgın, aç aslanlara
verilebilecek tek diyet
kime niyet, kime kısmet
sarı öküzü feda etmişler..
 
şimdi, benden sonra
sıra kimde?

 



08 Nisan 2024

ZÜĞÜRT AĞA-2 (CENNET TAPUSU)

 

ZÜĞÜRT AĞA-2 (CENNET TAPUSU)

Züğürt Ağa filminden iş hayatına yönelik benzetimleri sunmaya devam ediyorum. Geçen yazımızda ağanın güreş tutkusunu ele alarak şirketlerde happy hours (mutlu saatler) ismi verilen kutlamaları eleştirmiştim. Yine filmin dikkat çeken başka sahneleriyle devam ediyorum. Filmde ağanın desteklediği ve marabalarından oy vermesini istediği partinin seçimleri kaybettiği bir sahne vardır. Seçimde ağanın desteklediği partisine sadece 1 oy çıkmıştır, o da kendi oyudur. Tüm köylüler, köydeki şıh’ın (şeyh, dini önder) vadettiği cennet tapusu nedeniyle karşı partiye oy vermişlerdir. Hatta ağanın babası bile buna kanmıştır.

“Size kimler cennet vadediyor?!”

Tıpkı şıh gibi, iş hayatında da bazı şirketler, bazı yöneticiler zaman zaman çalışanlarına cennet vadederler. Öyle bir hayal satarlar ki; çalışanlar, inandıkları doğrularla ters düşse bile bunlara inanabilirler. Hatta, bu cenneti satanların niteliğine, eğitimine ve bilgisine bile bakmadan kanabilirler. Hepimiz iş hayatımızın değişik zamanlarında cennette tapu pazarlayanlarla karşılaşmışızdır. İçimizden kananlar, inananlar ve mağdur olanlar da olmuştur. Vaat edilen cennet tapusunun gerçek olmadığını anladığımızda artık çok geç olmuştur. Geri dönüş ise bazen imkansızlaşmıştır. Size kim cennet tapusu satmaya çalışıyorsa, önce kendisinin aldığı cennet tapusunu sorgulayın. Şirketlerdeki cennet tapuları yani makam ve mevkiler çoktan başkaları tarafından istimlak edilmiştir, işgal edilmiştir. Size cennet yerine cehennemin dibini bırakmışlardır..   

“Koyunu gütmeye bir tutam ot yeter!”

Bazen ekibinizdeki en iyi çalışanları çekmek için de cennet tapuları kullanılabilir. Ekibinizdeki bir çalışan başka firmaya geçeceğini söyleyerek, kendisine vaat edilen imkanları anlatabilir. Her ne kadar siz kendisine bunların gerçekçi olmadığını anlatmaya çalışsanız da ikna etmeniz kolay olmayacaktır. Çünkü sizin tavuğunuz artık komşunuza kaz görünmüştür. O tavuk da kendisini kaz olarak görmeye başlamıştır. O çalışan, kendisini artık vaat edilen cennette hayal etmeye başlamıştır.

Ekibinizdeki çalışanların bu tür boş vaatlerle kandırmalarını istemiyorsanız, siz bu dünyadaki gerçek tapuları kendilerine sunmalısınız. Bunu da geç kalmadan, başkaları cennet tapuları vadetmeden yapmalısınız. Yoksa sonradan vadedeceğiniz şeylerin önemi kalmayacaktır. Filmdeki ağa da köydeki çalışanlarına hakları olan geliri vermiş olsaydı, onlar da şıha inanmayacaklardı.

“Küçük rüşvetler, büyük ahlaksızlıkları doğurur!”

Filmde ağa, sözde köylülere küçük rüşvetler vererek kendi partisini kazandırmaya çalışmıştır. Köylüler de hayal ürünü olan cennet tapuları karşılığında ağaya karşı büyük bir nankörlük etmişlerdir. Dolayısıyla onların yaptıkları da ahlaksızlık olarak görülebilir. Ancak her şey ağanın verdiği küçük rüşvetin karşılığında gerçekleşmiştir.

Şirketlerde de, çalışanların küçük ikramiyelerle, ödüllerle ve övgü dolu sözlerle kendisine biat etmesini isteyen yöneticiler de aynı şekilde büyük ahlaksızlıkların önünü açmış olacaktır. Sizin her yaptığınızı onaylayan, her sözünüzü alkışlayan, herkesin önünde size biat eden, tasdikleyen çalışanlarınız varsa dikkat ediniz. Sizin verdiğiniz küçük rüşvetler bitince ya da başkaları daha fazlasını verince size karşı geleceklerdir. Şunu unutmamak gerekir:

“Cennetin tapusu üç kuruşluktur; alan da, satan da aynı değerdendir!”

  

 



17 Mart 2024

ZÜĞÜRT AĞA-1 (GÜREŞ SOFRASI)

 

ZÜĞÜRT AĞA-1 (GÜREŞ SOFRASI)

Züğürt Ağa, yönetmenliğini Nesli Çölgeçen'in yaptığı 1985 yapımı bir Türk filmidir. Sinemamızın kült filmlerinden birisidir. İzlemeyen yoktur sanırım. Bir köy ağasının her şeyini kaybettiği bir dramı anlatır. Başrolünde ağayı Şener Şen oynamaktadır. Bu film eğlenceli sahnelerinin yanı sıra iş hayatına yönelik de birçok ders içermektedir. Bu nedenle filme konu olan olayları, iş hayatına benzetim yaparak birkaç bölümlük yazı dizisi şeklinde sunmak istiyorum.

“Yemekten önce ağanın ruhu okşanmalıdır!”

Filmin başında ağanın köydekilere (marabalarına) ziyafet verdiği sahne gösterilir. Ağa güreşi çok sevdiği için yemekten önce güreş tutar ve sahte bir zafer kazanır. Ağa pehlivanı yenince keyfi yerine gelir ve herkesi yemeğe çağırır. Pehlivan bilerek yenilmiştir aslında. Ortada önceden hazırlanmış bir plan ve oyun vardır. Ancak ağa bunun farkında değildir. Marabaları tarafından yüceltilmek hoşuna gitmektedir. Ağanın yemekten önce ruhu okşanmıştır. Kendini çok güçlü zannetmektedir. Dev gibi bir pehlivanı yenebilecek kadar güçlü ve cesur olduğuna inanmaktadır.

“Çok mutlu saatlerimiz var, mutlu muyuz?!”

İş hayatında da yöneticilerimiz/patronlarımız zaman zaman tüm çalışanlarını topluca yemeğe götürürler. Bazı plaza firmalarında da, birkaç ayda bir yemekli, içkili buluşmalar düzenlenir. Genellikle yeni yıl öncesinde, yaza girerken, ya da 3-4 ayda bir rutin olarak gerçekleştirilir. Bunlara happy hours (mutlu saatler) ismi verilir. Çalışanların arasındaki iletişimi arttırmak, yöneticiler ile çalışanların resmiyetten uzak bir şekilde yakınlaşmaları, iletişime geçmeleri hedeflenir. Stresli iş saatlerinden sonra ekibin mutlu olacağı aktiviteler gerçekleştirilir. Bazen bir yarışma, bazen çalışanlardan birinin vereceği bir konser ile başlar ilerleyen zamanda içkinin dozunu kaçırıp, yöneticisi ile halay çekme cesaretine kadar uzayabilir.

Ancak bu mutluluk saatlerinde gerçekten mutlu olur muyuz?

Güzel yemeklerin ve içkilerin bize mutluluk verip, işimize olan motivasyonu arttırması mümkün müdür?

Yoksa bunlar insan kaynaklarının beyhude çabaları mıdır?

Gelin hep birlikte, Züğürt Ağa filmindeki sahneleri gözümüzde canlandırarak değerlendirelim.

“Su küçüğün, yemek ağanın!”

Bu etkinlikler başlamadan önce genelde patronun ya da ortamdaki en kıdemli yöneticinin bir açılış konuşması yapması adettendir. Lakin bu konuşma uzarsa, öfleme ve püfleme sesleri duyulmaya başlanır. Konuşmanın bir yerinde, popülerliğini göstermek isteyen ve kendisini yöneticiye yakın gören bir çalışan hemen bir espri patlatır. Zorlama gülüşmeler sonrasında konuşmalar tamamlanır. Ağanın icazet vermesi sonrası tüm ekipler bir şeyler yemeye başlar.

“Körler, sağırlar birbirini ağırlar!”

Şirket içinde gerçekleştirilen toplu etkinliklerde genellikle aynı çalışma arkadaşlarının gruplar halinde belli köşelerde öbeklendiği görülür. Zaten gün içerisinde birlikte olan bu kişiler, yine aynı şekilde iletişimlerine devam etmektedirler. Farklı ekiplerin birbiriyle kaynaşması pek görülmez. Sonuçta körler, sağırlar yine kendilerini, kendi arkadaşlarını ağırlar.

Ortada dolaşan birkaç kişi ise ortamı neşelendirmeye çalışır ancak onların bu çabaları da nafiledir. Ortamın verdiği rahatlık nedeniyle bazı sohbetlerin iş ahlakı dışına çıktığı görülebilir. Bu durumlarda genelde birileri ortamı yeniden düzenler. Belli başlı bazı ritüellerin gerçekleştirilmesinden sonra gruplar sırayla ortamdan dağılırlar.

“Sinerji, bir yerlere sinmiştir!”

Ekip içi motivasyonun arttırılması için düzenlenen bu etkinlikler bazen aksine ekipler arası dedikodunun da kaynağını oluşturur. Sinerji sağlanamadan ortadan sinip kaybolmuştur. Çünkü ekipler arasında çekişmeler iyice ortaya çıkmaktadır. Böyle ortamlarda bazı kişiler ise yöneticilere ulaşıp, bir işini yaptırmanın yolunu kollarlar. Hemen ayaküstü konuşup, işi bağlamak isterler. Üstelik ortamın verdiği rahatlık nedeniyle bunu kolaylıkla yapabileceklerini düşünürler.

“Bir gün sonrası, hep aynısı!”

Etkinliğin bir gün sonrası ekiplerin aldıkları motivasyonla işlerine daha sıkı sarılacağı düşünülür. Ancak değişen bir şey olmayacaktır. Züğürt Ağa filminde olduğu gibi çalışanlar yine günlük dertlerine dönecektir. Bazıları yine işlerini aksatacaktır, bazıları yine ekip arkadaşlarını kışkırtacaktır. Değişen bir şey olmayacaktır.

Sadece “Ağa”, mutlu olmuştur..