Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2024

ZÜĞÜRT AĞA-3 (KEKEÇ SALMAN)


ZÜĞÜRT AĞA-3 (KEKEÇ SALMAN)

Züğürt Ağa filmi iş hayatına örnek olabilecek çok fazla konu ve karakter içermektedir. Bunlardan bir diğerini sunmaya devam ediyorum. Önceki yazımızda köy halkına verilen cennet tapusunu ve buna bağlı olarak çalışanlara vaat edilen cennetlerden bahsetmiştim. Bu yazımda filmin ağadan sonra en önemli karakteri olan Kekeç Salman’ı ele almak istiyorum. Erdal Özyağcılar tarafından başarıyla canlandırılan bu karakter, hayatımızın birçok noktasında karşımıza çıkması muhtemel tiplerden birisidir.

Kekeç Salman’ın hikayesi köyünden kovulup; karısı, kız kardeşi ve çocuğu ile ağanın köyüne sığınmasıyla başlar. Önceki köyden de zaten kötü işler yaptığı için kovulmuştur. Elinden hiçbir iş gelmemektedir. Ancak kendisini ağaya acındırarak sığındırır. Ağa çocuğuna ve ailesine acımıştır. Basit işler yapması için yanında kalmasına izin vermiştir.  

“Merhametten maraz doğar!”

Kekeç Salman, ağanın yanına yerleştikten sonra köylüleri (marabaları) ağaya karşı kışkırtmaya başlar. Kuraklık nedeniyle hasat az olmuştu ve ağa tarafından köylülere verilen pay da azalmıştır. Kekeç Salman marabaların haklarını almaları gerektiğine inandırarak, bir gece vakti tahıl ambarını soyarlar. Ağa tüm varını, yoğunu yitirmiştir. Marabalar da köyden şehre gitmişlerdir. Sonunda ağa da her şeyini satıp, İstanbul’a taşınır. Hikaye bu şekilde devam eder.

Ağanın acıyıp yanına aldığı kişi, ağanın ocağına incir ağacını dikmiştir. Yine önceki köyde yaptığı kötülüğü yapmıştır. Ağa, Kekeç Salman’ın geçmişini iyi araştırmadan, sorgulamadan evinin içine kadar sokmuştur. Bu durum kendi sonunu hazırlamıştır.   

“Huylu huyundan vazgeçmez..”

İnsanların karakterleri belli bir yaşa kadar olgunlaştıktan sonra pek fazla değişmez. Bu nedenle iş hayatında teknik yetkinlikler dışında çalışanların karakterleri de oldukça önemlidir. Üstün becerilere sahip olsa da kötü bir karaktere sahip kişiler her zaman işine ve çevresine zarar verirler. Çünkü ne kadar çok iyi eğitim alsa da, ne kadar çok tecrübeli olsa da kişinin karakteri bir süre sonra gerçek yüzünü ortaya çıkaracaktır.

Peter Schutz, Porsche CEO (1981-1986) tarafından söylenen şu söz çok doğrudur: “Karakteri işe alın, yeteneği eğitin.” İşe alım süreçleri bu sebeplerden dolayı çok önemlidir.  Karakter sahibi olmayan birisini ne kadar eğitseniz de karakterini değiştiremezsiniz. Günümüzde artık işe alım sırasında birçok firmada kişilik testleri yapılmaktadır. Bunlar belli bir ölçüde kişinin karakteri, huyu ve davranışları hakkında bilgi verebilmektedir. Ancak yine de insanlar bazı kötü huylarını, kötü düşüncelerini ve sinsi hesaplarını gizleyebilmektedir. Bazı deneyimli işe alım uzmanları bu kişilerin yalan söylediklerini ve gerçek kimliklerini gözlemleyebiliyorlar. Elbette bu zaman içinde kazanılan bir yetkinlik.

İşe alım sırasında yapılan teknik mülakatlar kişinin yetkinliğini yani işi yapmak konusunda ehliyetinin olup olmadığını ortaya koyar. Kişinin o işe ve firmaya layık olup olmadığını yani kişinin liyakatının olup olmadığını ise diğer görüşmeler ve testler ortaya koyacaktır.

“Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır”

Karakteri kötü kişiyi işe almanın zararı sadece o kişi ile sınırlı olmayacaktır. Zaman içinde ekibin içindeki diğer kişileri de ayartacak, kandıracak ve kendi kişisel amaçları doğrultusunda kışkırtacaktır. Bir kişi nedeniyle tüm ekibi hatta tüm şirketi kaybetmek durumuyla karşılaşılabilir. Dolayısıyla işe alım sırasında “kötü birisi çıkarsa, işten atarım, gönderirim” gibi bir yaklaşım doğru olmayacaktır. O kişi ile birlikte birçok iyi çalışanı da kaybedebilirsiniz.

Aynı zamanda karakteri güçlü, şirketine bağlı ve iç motivasyonu yüksek çalışanları da kaybetmemek, onları sonradan alınan kötü karakterli kişilere tercih etmemek de gerekir. Ne kadar tecrübeli ve yetkin olsalar da elinizdeki iyileri onlara kurban etmemelisiniz.

Sonuç olarak atalarımızın bu sözü çok gerçekçidir:

“Eşeğe altın semer vursalar yine eşektir”



13 Mart 2024

BOZUK ASANSÖR


BOZUK ASANSÖR

Türk sinemamızın önemli filmlerinden birisi de “Namuslu” filmidir. Namuslu, yönetmenliğini Ertem Eğilmez'in yaptığı ve başrolünde Şener Şen'in oynadığı 1984 yapımı Türk komedi filmidir. Şener Şen'in ilk başrol oynadığı filmdir. Filmin birçok akılda kalan sahnesi vardır. Ancak filmin ana konusu dışında bazı özel kareleri de vardır.

“Bazı asansörler belki de sadece size bozuktur!”

Filmin bir karesinde üzerinde “Bozuktur” yazısı bulunan asansör vardır. Bu yazı genel müdür gelince yerinden kaldırılmaktadır. Genel müdür dışında tüm çalışanlara bu asansör bozuktur. Sadece genel müdür kullanabilmektedir. Filmin teatral kurgusu gereği belki böyle bir abartı yapılmış olabilir. Ancak gerçek hayatta da sadece birilerine hizmet eden ekipmanlar, araçlar ve kişiler vardır. Ya da, bazı şeyler sadece size bozuktur, başkalarına sağlamdır. Başkalarının kullanabildiği ekipmanları sizin kullanmanıza izin vermeyebilirler. Başkaları için her şeyini ortaya koyan kişiler sizin için nice nice zorluklar çıkarabilirler. Hayatınızda, mutlaka sadece size bozuk olan bir asansör vardır elbette..

“Kariyer yolunda farklı tipte asansörler vardır!”

İş hayatında da birçok asansörle karşılaşırız. Bunların bazıları yavaş yükseliyor, bazısı ise çok hızlı. Kimin hangi asansöre bindiğini bilemiyoruz. Birileri kariyer yolundaki kademeleri ışık hızında yükselerek atlarken, bazıları ise aynı yerinde yıllarca kalabiliyor. Terfi zamanı gelince başkalarına açık olan kapılar bir anda sizin için kapanıverir. Sizin bineceğiniz asansöre bir anda “bozuktur” yazısı asılır. Öylece o pozisyonda kalırsınız ve yıllarca asansörün önünde beklersiniz.

“Yassahhh gardaşım yasssaaahh!”

Kamu kurumlarında veya hastanelerde kapıdaki görevlilerden bu sözü sıkça duymuşsunuzdur. Gitmek istediğiniz yere giriş iznini almak için bu kapıdaki iri yapılı ve çoğunlukla pos bıyıklı, sert yüzlü ve aksanlı konuşan görevliyi aşmanız gerekir. Siz ne kadar girmek için ısrar ederseniz edin, alacağınız cevap aynıdır: “Yasak kardeşim yasak!”

Aynı durum işyerinizdeki kariyer yolu asansörünün önünde bekleyen görevliler için de geçerlidir. Sizin terfi alma zamanınız gelince türlü türlü engeller çıkarılır. “Bu yıl olmaz, seneye yaparız”, “Ekibinizdeki şu arkadaşın bu yıl yüksek performansı vardı, seneye sen de aynı performansı gösterirsen terfi edebilirsin”, “Bu sene yöneticilik kadromuz yok, gelecek yıl açılmasını bekliyoruz”, “Bu dönemki mali durumumuz iyi değil, terfi veremeyiz”, “Üst yönetimin kararı gereği terfi için şu kadar yıl beklemen lazım” gibi cevaplar gelir. Siz “ama ekibimizdeki arkadaş terfi etti” demeye başlarsanız sözünüz kesilir ve susturulursunuz. Böyle durumlarda başka bir asansör beklemek çoğunlukla beyhudedir. Başka asansörün önüne gitseniz de yükselemezsiniz, terfi alamazsınız..

Çünkü anlayın artık: ”Asansör sizin için bozuktur, bozuuuk!”

 

 



04 Şubat 2023

“THE PROJECT MANAGER”

 



“THE PROJECT MANAGER”

Proje yönetimi konusunda hem sevindirici hem de bir o kadar tedirgin edici bir durumla karşı karşıyayız. Geçmişte hiçbir şeye “proje” olarak bakmayan, proje kavramına sahip olmayan firmalar artık neredeyse günlük işlerini bile projelendirme çabasına düştü. Firmalarda aynı anda yürüyen onlarca, yüzlerce projeler ortaya çıktı. Hal böyle olunca da bu projeleri yönetecek proje yöneticilerinin de sayıları artmaya başladı. Proje yönetimi kavramının firmalarda yerleşmeye başlaması elbette istenilen bir yaklaşım. Ancak her konuda olduğu üzere, bu konuda da abartı seviyesine çıkılması da tedirgin etmektedir.

Proje yönetiminde en önemli hususlardan birisi de hangi çalışmaların proje olacağı veya yapılan işlerin hangi seviyeye kadar proje olarak kırılacağıdır. Bazı firmalar yaptığı tüm işleri tek bir proje adı altında takip etmek istiyor. Bazıları da proje içinde proje, onların da içinde başka projeler yaratıyor. Projecikler, projecikcikler dünyası ortaya çıkıyor. Bunu önlemenin yolu Portföy, Program ve Proje şeklinde yapılandırma olacaktır. Yani projeler, belli bir program altında izlenmelidir. Programlar ve tekil projeler de portföyü oluşturmalıdır. Böyle olunca programın ve portföyün performansını izlemek daha kolay olacaktır.

Projelerin sayısı arttıkça, proje yöneticilerine ihtiyaç da artmaktadır. Buna ek olarak proje yöneticilerine destek verecek proje mühendislerine de ihtiyaçlar da oluşmaktadır. Bu durumu iş arama ve kariyer sitelerinde daha net görmeye başladık. Birçok firmanın açık durumda “proje yöneticisi” ve “proje mühendisi” ilanları bulunuyor. Herkes projelerini yönetebilecek kişileri arıyor. Piyasada proje yöneticisi kıtlığı oluştuğu için de birçok çalışan bu alana yönlenmek istiyor.

“Ambalajlı kutular içinden her zaman güzel hediyeler çıkmaz..”

Bu ilanların çoğunda ise proje yöneticisinden beklenenler tam olarak ifade edilememektedir. Bazıları çok güzel vaatler içeriyor, bazılarında ise hemen hemen her şeyi yapacak çalışanlar isteniyor. Dikkatli olunmalı! Proje yöneticisinin yapacağı, yapabileceği, yapması gereken şeyler bellidir. Ne eksik ne fazla olmalıdır. Ambalajlı ilanlar altında sizi ne beklediğine iyi bakınız. Her ilan masum olmayabilir. Firmaların personel sirkülasyonu ve son dönemlerde yaptıkları işler iyi incelenmelidir. Proje yöneticisi olarak kahramanlık yapmaya çalışmak, beyhude bir çabadır.

“Bazı iş ilanlarında aslında günah keçisi aranmaktadır..”

Bazı firmalar batık durumdaki projelerini kurtarmak isteyebilirler. Tabiri caizse, pisliği temizleyecek veya ölüyü ortadan kaldıracak yani günah keçisi aramaktadırlar. Bunun için yüksek maaşlar da teklif edilebilir. Önceki proje yöneticileri bu durumdan kaçmışlardır ve yeni kahramanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla her proje yöneticisi ilanı aslında proje yöneticileri aramamaktadır. Bazı firmalar ise işin cazibesinden yararlanarak, “proje sekreteri” gibi kullanmak istedikleri kişileri çekebilmek için ilanlarını abartmaktadırlar. “Şu şu özelliklerde, şu işleri yapabilecek vs vs” ifadelerle beklentiyi yüksek tutmaktadırlar. Ancak aslında aradıkları kişi doküman yazıp, e-posta gönderebilecek kişidir. 

“Kimse binmeyeceği eşeğin önüne ot koymaz..”

Proje yöneticisi ilanları artık insanları ve firmaları kesmemeye başlayınca çıta daha da yükseltilmektedir. “Program Koordinatörü”, “Proje Direktörü”, “Program Müdürü”, “Stratejik Program Yönetim Müdürü”, “Proje Yönetmeni”, “Proje İzleme ve Takip Koordinatörü” gibi daha cazibeli ilanlar yayınlanmaktadır. Aslında aranan kişi “Proje Yöneticisi” olmaktadır. Bu da işin reklam tarafıdır. Neticede yapılacak iş bellidir. Ortada vaat edilen bir cennet yoktur.

“Hedef sadece bir kartvizit olmamalıdır..”

İşin cazibesi nedeniyle, proje yöneticisi olmak isteyenlerin tek amacı sadece kartvizit sahibi olmak şekline dönüşmektedir. Proje yöneticiliğinde önemli olan kartvizit üzerinde ne yazdığı değildir. Bir firma sizi “The Project Manager” olarak atadığı zaman hemen proje yönetebileceğinizi düşünmek hata olur. Her ehliyet alanın araç kullanamayacağı gibi her proje yöneticisi kartvizitine sahip kişiler de proje yönetebilecek değildir. Ayrıca size “proje yöneticisi” kartvizitini hemen veren firmalardan da uzak durunuz. Bu işi bu kadar basit ve herkesin yapabileceği iş olarak gören firma sahiplerinin amacı proje yönettirmek de değildir. 

“Proje yöneticiliği, değer üretmektir”

Projelerin sonunda katma değerli ürün ve hizmetlerin çıkması gerekir. Proje yöneticisi de bunun için çaba göstermelidir. Değer üretmeyen bir proje yöneticisi veya bunun farkında olmayan bir kişi, aslında yaptığı işin anlamını kavrayamamış demektir. Dolayısıyla olaya sadece kartvizit sahibi olmak olarak bakmaktadır. Değer üretmek; hedefe ulaşmak için gereken tüm faaliyetleri gerçekleştirmek, gerekli çıktıları ve belgeleri hazırlamak, iletişimi etkin kılarak koordinasyonu sağlamak, ekibi aynı hedefe yönlendirmek, birlikte bir şeyler yapabilmenin hazzına varabilmek ve bunu proje ekibi ile paylaşabilmektir. 


Proje yöneticiliği bir meslektir ve altın bileziktir. Bu bileziğe sahip olmak kartvizitte hangi unvanın yazdığından daha önemlidir. 



06 Mayıs 2022

Özgeçmişiniz (CV) kişisel markanızdır

 



Özgeçmişiniz (CV) kişisel markanızdır


Değerli genç arkadaşlarım ve iş arayan dostlarım;

Özgeçmişiniz (CV) kişisel markanızdır. Lütfen, şu "CV'niz 1 sayfayı aşmamalıdır" savsatasını dikkate almayınız. Neymiş efendim, İK sorumlularının CV'nizi incelemek için fazla vakti olmadığı için 1 sayfadan fazla olursa, okumazlarmış!

Eğer gerçekten eleman arayan bir yönetici ise okurlar efendim, okurlar.. Hem de kelimesi kelimesine. Dikkatini çeken adayı detaylı okuyup, hazırlıklı gelirler. Eleman arayan yöneticilerin birçoğu tüm başvuruları kendisi inceleyip, seçmektedir. 

Size "Kendinizi 1 dakikada anlatın" deseler, kendinizi eksiksiz anlatabilir misiniz. Aynı şekilde, kendinizi 1 sayfalık özgeçmiş ile de ifade edemezsiniz. Yeni mezun olmuş olsanız bile mümkün değildir. 

Bana ulaşan özgeçmişleri incelerken üzülerek bakıyorum. Yazım hataları, Türkçe kullanım yanlışları, özensizlik, dikkatsizlik, baştan savma ifadeler, bir yerlerden duyulmuş ama sahip olunmayan yetenekler, vs vs.. Dökülüyor CV! Böyle bir CV nedeniyle adayımız maça 1-0 yenik başlıyor...

CV hazırlamak, önem verilmesi gereken özenli bir iştir. Nasıl ki üniversitede bir final sınavı için günlerce çalışıyorsanız, iş fırsatı yakalamak için özgeçmişiniz üzerinde de detaylı çalışmalısınız. CV'ye birkaç şey karalayayım, nasıl olsa iş görüşmesinde detayları anlatırım diye düşünmeyiniz. 

Elbette 8-10 sayfalık bir özgeçmiş de yorucu olur ama bunun makul seviyesi 3-4 sayfadır. 5 sayfa da olabilir. Sayfa sayısını aştım diye korkmayınız. 

Son olarak şunu da belirteyim: Hazır CV hazırlama sitelerinin veya yazılımlarının çıktılarını kullanmayınız. Kendinize özgü bir formatınız olsun. Emin olun ki, bu bile dikkat çeker, emeğin gösterildiğini ortaya koyar..

Tüm adaylara başarılar dilerim..

24 Nisan 2020

Hikayeden İşler-8




HİKAYEDEN İŞ'LER-8


"Hikayeden İş'ler" yazı dizimizde bu bölümde bir şemsiye tamircisinden bahsedeceğiz.  Hikaye anlatıcılığın geçmişi meddahlık kültürüne dayanır. Meddah: Geleneksel Türk  Halk Tiyatrosunun türlerinden biridir. Methedici, taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçıya ve oynadığı oyun türüne meddah denir. Arapçada övücü anlamındaki "methetmek" kökünden gelmiştir.Dolayısı ile meddah, metheden öven anlamındadır.  Meddah, kıssahan (Araplarda), şehnamehan (Acem/Fars) ve mukallit (taklit eden) kelimeleri ile eş anlamlı olarak ‎kullanılmıştır.  Meddahlar kasaba kasaba, şehir şehir dolaşarak bazen aynı, bazen de farklı hikayeler anlatırlardı. Anlatımlara gittikleri yörelerden katkılar yaparlardı. Bazen yöresel şiveyi taklit ederler, bazen ise yöredeki bir kahraman üzerinden hikayeler anlatırlardı. 

Meddahlıkta önemli olan, dinleyicilerine keyif vermek, öğüt verici bir hikaye anlatmaktı. Meddah oradan ayrılsa bile uzun süre hikayeleri anlatılmaya, dilden dile aktarılmaya devam ederdi. Günümüze kadar gelen hikayeler vardır. Güzel hikayeleri olan meddahlar civar yerlerden davetler alırlar ve çoğunlukla gezgin bir hayat yaşarlardı. Anlatılan hikayenin etkisi ile birlikte meddahın anlatım şekli de tercih sebebi olmuştur.


ŞEMSİYE TAMİRCİSİNİN İŞİ NEDEN ÖNEMLİDİR? 


*********************************************************************************
Küçük bir kasabada seyyar  şemsiye tamircisi, yol kenarında küçük bir kutu üzerine oturmuş, arızalı şemsiyeleri tamir ediyordu. Adam, tamir edilecek kısımları dikkatle ölçüyor, itina ile yama koyuyor, telleri birer birer deneyerek güçlendiriyordu.

Tamirciyi hayranlıkla seyreden bir genç yanına yaklaştı ve: 
-“İşinizi çok dikkatli ve özenle yapıyorsunuz” dedi.

Bir taraftan işine devam eden şemsiye tamircisi:

-“Evet, ben her zaman işimi iyi yapmaya çalışırım.” dedi

Genç konuşmayı sürdürdü:

-“Fakat bu kadar özenmenize, bu kadar dikkatli yapmanıza gerek yok ki. Bu zamanda buralara pek yağmur yağmaz. Bu yüzden müşterileriniz, yaptığınız işin iyi veya kötü olduğunu ancak siz buradan gittikten sonra anlayacaklar" dedi.

Şemsiye tamircisi:
- "Evet, haklısın. Ben gittikten sonra işimin farkına varacaklardır" 

Konuşmaları devam etti:
-"Bu tarafa tekrar gelecek misiniz?”  
-“Hayır.” 
-“O halde, niye bu kadar titizsiniz?”

Şemsiye tamircisi delikanlıya bakıp bu soruya şöyle cevap verdi:

-“İşimi iyi yaparsam, benden sonra buradan geçecek başka bir tamircinin işi kolaylaşacak. Ben, eğer kötü malzeme kullanır ve baştan savma iş yaparsam, buranın halkı bunu er veya geç anlayacak ve benden sonra buradan geçecek tamirciye iş verilmeyecektir.”


*********************************************************************************

Kariyer hayatımız boyunca çoğu zaman iş değiştirmek durumunda kalırız. İş yerine sadakat "X" kuşağında biraz daha fazla iken günümüz iş dünyasında etkin olan "Y" kuşağı ve gelecekteki "Z" kuşağında sık sık iş değiştirmeler olağan bir davranış olarak görülmektedir. Mezun olduktan sonra uzun yıllar tek bir firmada çalışıp, emekli olan çalışan sayısı çok çok az durumdadır.  Günümüzde iş değiştirmenin gerekçesi sadece yüksek maaş olmamaktadır. İş hayatında sunulan imkanlar, kendini geliştirme fırsatları, işin itibarı, işin geleceği, iş yerinin konumu, rahatsız edilme (mobbing), tatmin olma ve taltif edilme gibi diğer kriterler de iş değiştirmek için geçerli gerekçeler olmaktadır. Profesyonel her çalışan için iş değiştirme, işten ayrılma veya başka bölüme rotasyon yapmak doğaldır. İş yerini değiştiren çalışan, bu davranışı nedeniyle eleştirilemez, zor durumda bırakılamaz.

İdeal olarak, her çalışanın sorumluluğu alanında olan her işi tam layıkıyla ve eksiksiz olarak gerçekleştirmesi beklenir. Bu çalışanın maaşının karşılığı olan bir görevidir. Her çalışan yaptığı işin karşılığını maaş/ücret olarak beklerken; işletmenin de çalışanlardan işini iyi yapmasını beklemesi doğaldır. Ancak her zaman bu denge sağlanamaz. Bazen çalışan kazandığı ücretinin karşılığını tam vermiyor, bazen de işletme çalışanın ücretini zamanında ve eksiksiz olarak vermiyor. Bu durum tekerrür ettiği zaman ya işten çıkartma yapılıyor, ya da çalışan istifa ediyor.  

Ancak burada çalışanın işini iyi yapması çok önemlidir. Çünkü hikayemizde anlatıldığı üzere, işini iyi yapan bir çalışan; ileride oradan ayrılsa bile ardında bıraktığı olumlu izlenim sayesinde kendisinden sonra gelenlerin de işini kolaylaştıracaktır. Her çalışan hem kendini temsil ettiği gibi aynı zamanda mesleğini, mezun olduğu üniversiteyi veya okulu da temsil etmektedir. Bazı çalışanların ardında bıraktığı çok iyi veya çok kötü imaj nedeniyle, o çalışanın okuduğu okul veya diplomasına sahip olduğu meslek hakkında da çok iyi veya çok kötü imaj oluşur.

"Kötü yaptığınız işin bir gün mutlaka farkına varılacaktır ve sizi bir şekilde yakalayacaktır" 

Yıllar önce bir şirkette X üniversitesinden mezun olan ABC bölümü mühendislerine karşı kötü bir izlenim vardı. Şirket yöneticisi, o üniversiteden mezun olan ABC bölümü mühendislerini işe almayacağını belirtiyordu. Elbette yaptığı genelleme yanlıştı ancak yaşadığı kötü bir deneyim nedeniyle böyle bir karar almıştı. Bunun sebebi ise bir çalışanının yaptığı işin kötü olması ve bundan şirketin ciddi zarar görmesiydi. Bu durum, ne o üniversiteyi ne de o bölüm mezunlarını kötülemeye gerekçe olamazdı ancak şirket yöneticisinin bu fikrini değiştirmek de hiç kolay değildi. 

"Sadece kendinizi değil; mesleğinizi, okulunuzu, şehrinizi, ülkenizi de temsil ediyorsunuz" 

Son olarak;

Şartlar ne olursa, olsun
Ardınızda iyi bir iz bırakın!
İşinizi iyi yapın,
Baştan savmayın..
Kötü yaptığınız bir iş,
Sizden sonrakilere de zarar verir!