Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

email etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
email etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Mart 2025

SAHİBİNİN E-POSTASI

 

SAHİBİNİN E-POSTASI

Hani, bir gün sabah e-posta kutunuzda bir e-posta(email) görürsünüz!.. Sinirinizden küplere binersiniz, hiddetlenirsiniz ve söylenmeye başlarsınız..

-Bu kim ya! Nasıl böyle bir email atar, bu nedir böyle, olacak şey değil!..

Ve ardından başka başka sinirli sözcükler dökülür ağzınızdan. E-posta bir alt yüklenicinizden gelmiştir. Hiyerarşik olarak hem sizden alt seviyede hem de muhatabınız ol(a)mayacak birisidir. Size göre hiç de kabul edilebilir bir durum değildir. 

Hemen aklınızdan o kişinin üst yöneticisini, amirini veya firmanın patronunu aramak geçer.. Güzel bir fırça atıp, bunun hesabını sormak istersiniz.


Durun! Sakin olun..


Size gelen e-postanın gerçek yazarı, onu gönderen kişi olmayabilir. Mesajın içeriği başkası tarafından yazılmıştır, sadece gönderimi o kişi tarafından yapılmıştır. Yani "Sahibinin Sesi" durumu vardır. Söyleyen başka, söyleten başka..

Bazı durumlarda yöneticiler, kendi yazamadıklarını başkalarına yazdırırlar. Kendilerinin muhatap olmak istemedikleri durumlar için astlarından birisini maşa olarak kullanırlar. Her şeyi kendileri hazırlarlar ama sadece gönderimini başkasına yaptırırlar.

Böyle durumlarda önce sakin olup, içeriğin gerçek yazarını tahmin etmeye çalışın. E-postanın gerçek sahibini bulun ve onunla muhatap olun. Aksi halde gereksiz yere sinirlenip, kırıcı olabilirsiniz. 

Birçok firmada, -sehven yapılan bir hata yoksa- firma dışına atılan e-postalar birkaç kişi tarafından incelenir, onaylanır ve gönderilmesine izin verilir. Gönderilen kişinin konumuna, gücüne ve yetkisine göre bu incelemeler birkaç kademede olabilir. Öyle "ben yazdım, gönderdim" durumu pek olmaz.. Hatta böyle yazışmalar e-posta ile yapılmaz, resmi şablonu olan yazılarla doğrudan muhatabına yapılır.   


Dolayısıyla, "Sahibinin E-postaları" ile canınızı çok da sıkmayın!..


30 Aralık 2024

CELLE CELÂLUH (CC)

 

CELLE CELÂLUH (CC)(*)

📧 Bazen bir email gelir. Bir bakarsınız ki, cümle alem "CC" olarak eklenmiş. Emaillerde CC'nin anlamı bilgisi olması gerekenler demektir ya, bilgisi olmayan kalmamış ❗

🔊 Emailde yöneticiler, müdürler, direktörler ve hatta genel müdür bile CC olarak yer alıyor. ⚠

✒ Email içeriğine baktığınızda bir arkadaşımız, bir bardağı yerinden kaldırıp, mutfağa götürmüş?! Aman Allah'ım, herkesin bilgisi olması gerekiyormuş ki CC olarak “azameti yüce ve ulu olan” tüm yöneticileri eklemiş.. Neredeyse "XXX Bey Celle Celalüh", "YYY Hanım Celle Celalüh" diyecek! 😯

🙌 Baştan sona reklam ve şov kokan hareketler ama nafile çabalar. Yöneticilerin şöyle bir göz gezdirip, "delete" tuşuna basmaktan başka bir şey yapmayacağı mesajlar.. 💥

👉 İyi bir yönetici katma değeri olmayan böyle çalışmaları alkışlamaz, takdir etmez. Ve hatta kendisini gereksiz yere meşgul ettiği için sinirlenebilir. 😤

🔥 Bir de BCC var ki, tam olarak habersizce bilgilendirme, gammazlama, ispiyonlama ve şikayet etme durumudur. Ki, ihtiyaç duyulmayacak kadar önemsiz ise yapmayın! ⚠

Haydi, kolay gelsin.. 🙏

(*)Celle Celâlüh, “azameti yüce ve ulu olan” demektir. Müslümanlar Allah'ı anarken zikrederler.

19 Kasım 2023

EDEBİYAT YAPMA!..

 

EDEBİYAT YAPMA!..

Proje yöneticiliğim ilk yıllarında e-mail yazarken ya da toplantı tutanağı tutarken uzun cümleler kullanırdım. Çok fazla detaylı yazmaya çalışarak ağdalı kelimelerle etkisini arttırmaya çalışırdım. Türkçeye fazla hakim olmam nedeniyle bunu yapmam beni hiç de zorlamıyordu. Hatta çok hoşuma gidiyordu. Yazdığım cümlelerin sonu gelmiyor, cümlecikleri bağlaçlarla birbirine bağlayarak uzun paragraflar haline getiriyordum. Nokta (.) ile hiç işim olmuyordu. Virgülleri ve noktalı virgülleri kullanarak süslüyordum. Böyle olunca da anlamak da biraz zahmetli oluyordu.

Bir gün o dönemdeki direktörüm bu konuda beni uyardı. Kısa ve ağdalı olmayan bir şekilde yazmamı istedi. Açıkça söylemek gerekirse o zaman çok sinirlendim. Ben o kadar özenerek detaylı şekilde yazmaya çalışıyorken benden tam tersinin istenilmesine üzülmüştüm. Benim yazdıklarımın daha etkili olacağını ve göz dolduracağını düşünüyordum.

Kısaca yöneticim bana : “Edebiyat yapma!..” demişti.

Bir süre düşününce yöneticime hak verdim. Gerçekten kısa, açık ve net yazmalıydım. Canım edebiyat yapmak isteyince başka şeyler yazarak kendimi tatmin etmeliydim. İşte blog yazılarım da bu şekilde ortaya çıkmış oldu. Artık e-maillerim ve tutanaklarımda bol bol nokta(.) kullanmaya başlamıştım. “Ama, fakat, lakin, ile, veya, ancak” gibi bağlaçlarla aram bozulmuştu. Bu bağlaçları kullanmak istediğim zaman da önce cümleyi tamamlayıp, sonra diğer cümlenin başında kullanıyordum.

Kısa ve öz e-mail yazma konusunda kendimce bilindik bir yöntemi kullanmaya başladım: “5N 1K”

Yöntem çok basitti. Mesajlarımda veya tutanaklarda aşağıdaki soruların cevaplarını açık bir şekilde almayı hedefliyordum. Böylece her şey yerine oturuyordu. Hem de okuyan herkes aynı şeyi, basitçe anlayabiliyordu.

  • Ne istiyorum?
  • Neden, niçin istiyorum?
  • Nasıl istiyorum?
  • Nereden, nereye istiyorum?
  • Ne zaman için istiyorum?
  • Kime, kimden istiyorum?

Son olarak birkaç ipucu daha vermek istiyorum:

  • Bağlaçlara bağlanmayın..
  • Türkçe ve İngilizce kelimelerle karıştırmayın..
  • Osmanlıca diye anlamını bilmediğiniz kelimelerle zorlaştırmayın..
  • Nokta (.) ile aranızı sıcak tutun. En iyi yardımcınız olacaktır.

Yine de edebiyat güzeldir, yazmak çok daha güzeldir. Kalın sağlıcakla.


16 Şubat 2019

Sucuklu Yumurta



SUCUKLU  YUMURTA


Pazar kahvaltılarının değişmez lezzetli  yiyeceği.. Mis gibi kızarmış sucuk ve ekmekle bandırılıp yenilen yumurta sarısı. Hayal edilince bile ağızları sulandıran güzellikte bir karışım: Sucuk ve Yumurta.. Burada elbette sucuklu yumurta tarifi vermeyeceğim. Zaten özellikle erkeklerin en kolay yapabildiği ve belki de tek övündükleri yiyecektir. Hemen hemen hepsi sucuklu yumurtayı en iyi kendisinin yaptığını iddia eder.

Burada anlatacağım sucuklu yumurta benzetmesi aslında bir alıntıdır.  TPYME kahve sohbetleri kapsamında Sn. Kürşat Sertpoyraz’dan dinlediğimiz bir analojiye dayanmaktadır. İş hayatının her aşamasında karşılaşabileceğimiz vakalardan birisidir. Kürşat Bey de benzer bir durum üzerine sucuklu yumurta benzetmesini kullanmıştı.

Sucuklu yumurta yapmak için yağ ve baharatları göz ardı edersek, temel olarak yumurta ve sucuk ihtiyacımız vardır. Elbette yumurta için tavuğa, sucuk için de dana,inek,kuzu vb büyük/küçükbaş hayvana ihtiyacımız var. Bu kadar basit! (mi)..

Tavuk gelir yumurtasını bırakır gider. Onun işi o kadar! Ya örneğin dana için öyle midir? Tavuğun yaptığı gibi etinden bir parça bırakıp gidemez. Sucuk olmak için kellesini vermesi gerekli. Alacakları riskler karşılaştırılamaz bile. Birisinin hayatı boyunca sürekli ve kolayca yapabileceği şey, diğerinin ise bedelini hayatıyla ödeyeceği şey..

İş hayatında da bir iş (sucuklu yumurta olsun) için ortalığa bir şeyler bırakıp gidenler olduğu gibi, o iş için kellesini ortaya koyanlar da vardır. Bir işin yapılması için birisi ortaya bir emir, email, talimat, bildiri bırakır gider. Tıpkı tavuk gibi ortalığa bırakıp kenara çekilirler. Şöyle düşünürler: Ben emri verdim, ben email attım, ben talimatımı açıkladım.. Onlara göre işin yapılması için her şey tamamlanmıştır. Ama bir de kellesini ortaya koyanlar var. İşlerin tamamlanması konusunda tüm sorumluluğu alanlar, sonuçlarından en fazla etkilenenler.. Onlar için başarısızlık bir sonun başlangıcı olabilir..

İşte böyle, tüm işlerde yumurtasını bırakıp gidenler var; bir de kellesini ortaya koyanlar. İkisinin aldıkları riskler aynı olabilir mi, hiç!