Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

23 Eylül 2020

Kimliksizlik Suçları

 



Kimliksizlik Suçları

Yazının başlığına bakıp da, burada nüfus cüzdanının kaybedilmesi nedeniyle oluşabilecek suçlardan bahsetmeyeceğim. Onun da sakıncaları var ama benim üzerinde duracağım "kimliksizlik" suçları çok daha vahim!
Ne yazık ki, ülkemizin büyük bir kısmı, özellikle genç ve orta yaş öncesi insanlarının çoğu "kimliksiz". Görsel ve yazılı basın, medya, sosyal medya bu kimliksiz şahsiyet(siz)ler üzerinden pazarlanıyor.
Hayatta hiçbir olumlu "sıfat" ve "ünvan" ile ilişkilendirilmemiş insanlar bunlar. Ne elinde bir zanaatı, ne de bir sanatı vardır. Kimlikleri yoktur. "Nesin" diye sorulunca pek de akla uygun cevaplar veremezler. İllaki eğitimsiz olmaları gerekmiyor, çoğu okumuş, en azından lise mezunudur bunların. Ama kendilerini bir şeye ait göremeyen, bir yeri olmayanlardır.

"Aidiyetsizlik mikrobunun yaydığı bir hastalık: Kimliksizlik"

Bunlar kendilerine "kimlik" sağlamak için toplumun canını acıtırlar.
Hani şu televizyonlarda, haber bültenlerinde "boşanmak istediği eşini, çocuklarının önünde bıçakladı", "eşini ve kayın pederini kurşun yağmuruna tuttu" diye -sözde- lanetlenen kişilerin aslında tek bir derdi var:"Kimlik". Çünkü kimse onlara "sen şu kişisin" demediği için kendilerini canilikle ispatlamaya çalışıyorlar. Sözde namus davası adı altında "kahraman(!)" oluyorlar. Kimlikleri oluveriyor..
Basın ve TV'ler en büyük suça ortak oluyorlar: Kimliksizlere kimlik kazandırmak..
Hepimiz bu tür canice haberler karşısında "vah yazık", "Allah korusun" falan deyip geçiyoruz. O zaman niye yayınlıyorlar?! Diğer yandan, içinde bu tür davranışlara yatkınlık olanlara cesaret veriyorlar. O haberleri bizler izleyip geçiyoruz ama diğer "kimliksiz" şahıslar o haberleri izledikten sonra kendilerinin de böyle bir şey yaparlarsa "ünlü", "kimlikli", "namuslu" falan olacağını düşünüyorlar.
Medya bu suçu işliyor ve adına "magazin haberciliği", "üçüncü sayfa haberciliği" diye sözde masum isimler takıyorlar. Mafya dizisi çok tuttu diye elinde silahla gezenlerden oluşan diziler çekiliyor. Sonra da toplum neden bu kadar gaddarlaştı diye haber yapıyorlar. Acaba neden ha?! Sevsinler sizin gibilerin masumiyetini.
İzlemeyin, paylaşmayın, yaymayın bu tür haberleri. Unutmayın ki, bu tür haberleri yaydığınız zaman, çevrenizde hiç de tahmin etmeyeceğiniz, üzerine konduramayacağınız kişileri teşvik edersiniz, onları cesaretlendirirsiniz. Üzüntünüzü paylaşmak yerine, lanetlerini üzerinize çekersiniz. O kişiler, belki eşinize, belki de çocuğunuza zarar verecek..
Nereden bileceksiniz!
Seyretmeseniz, görmeseniz, duymasanız ne olur.. Ne kaybedersiniz.. Kimliksizlik suçuna ortak olmayın. Kimliksiz vahşilere -sözde- kimlik kazandırmayın.


13 Eylül 2020

Damdan Düşen Proje Yöneticisi

 

DAMDAN DÜŞEN PROJE YÖNETİCİSİ

Sorumu doğrudan sorarak yazıma başlamak istiyorum:

-İlk projenize nasıl atandığınızı hatırlıyor musunuz?

Birçok proje yöneticisinin unutamadığı anlardan birisi, kendisine bir projeyi yönetmesi için proje yöneticiliği görevi verildiği zamandır. Sevinç ve mutluluk ile birlikte heyecan ve tedirginlik yaşanır. Belki de uzun zamandır hayalini kurduğu bir göreve getirilmiştir ancak diğer taraftan işin sorumlulukları ve beklentileri kendisinde büyük yük oluşturur.  

Benim bugüne kadar gözlemlediğim kadarıyla proje yöneticisi atamaları çoğunlukla "damdan düşer gibi" olmaktadır. Aslında belli bir eğitim ve deneme aşamalarından geçirildikten sonra, bu konuda yetkin olduğunu ispatlayan kişilerin proje yöneticisi olarak atanması beklenir ancak pek öyle olmuyor. Bazen isteyerek, bazen de istemeyerek; kişiler kendilerini proje yönetici olarak atanmış şekilde buluyorlar.

Benim ilk proje yöneticiliğine atanmam da benzer şekilde olmuştu. Proje yöneticisi olmayı elbette istiyordum ancak her şey bir anda gelişti ve kendimi büyük bir projenin içinde bulmuştum. İlk proje yöneticiliğinde zaten projenin büyüklüğünün veya küçüklüğünün fazla önemi olmuyor. Heyecanı ve tedirginliği her zaman yüksek oluyor. Ben de aynı duyguları yaşamıştım, ben de damdan düşmüştüm!

Elbette bunun bazı gerekçeleri olmaktadır. Bazen mecburiyetten, bazen de ekip arkadaşları tarafından aday gösterilmesi nedeniyle ya da yöneticilerin uygun görmesi sebebiyle gerçekleşir. Gerekçesi ne olursa olsun, proje yöneticisi kendini bir anda projenin içinde bulur. 

Damdan düşen proje yöneticisinin halinden, ancak damdan düşen proje yöneticisi anlar!

Şimdi sıra, ileride bizim gibi damdan düşecek proje yöneticilerinin ne yapması gerektiğini açıklamaya geldi. Elbette burada yazılacak olan tavsiyeler yeterli olmayabilir. Bu deneyimi yaşayan her proje yöneticisinin başka başka önerileri veya öğrenilmiş dersleri olacaktır. Ancak genel olarak aşağıdaki tavsiyelerin de birçok kişi tarafından ortak bir anlayış içinde kabul göreceğini düşünmekteyim.

  • Müşteriniz ve proje sponsorları sizi projenin yöneticisi olarak bilir: Resmi olarak atandıktan sonra projenin tüm paydaşları, müşteri(leri)niz ve üst yönetim sizi projenin yöneticisi olarak görür ve sorumlu tutar. Projenin tüm gidişatından siz sorumlusunuzdur. Müşterinize veya proje sponsorlarına "ama ben daha yeni proje yöneticisi oldum", "ben bunun böyle bir iş olduğunu bilmiyordum" ya da "ben bunun sorumluluğunu alamam" gibi serzenişte bulunamazsınız. Çünkü onlar sadece sizi muhatap alacaklardır ve karşılarında sizi sorumlu ve yetkili olarak göreceklerdir. Sizin mazaretlerinizin onların gözünde bir anlamı yoktur. Çünkü şunu içinize sindirmeniz gerekmektedir:

  • "Bu projenin yöneticisi sizsiniz!" 

  • Proje ekibiniz ağlama duvarı değildir: Proje yöneticisi olarak aldığınız kararlardan dolayı ortaya çıkacak sorunlar nedeniyle zaman zaman sıkıntıya girebilirsiniz. Hatta bazen ağlamak istersiniz, yapamayacağınızı düşünebilirsiniz, görevi bırakmayı göze alabilirsiniz ya da birilerini suçlamayı çıkış yolu olarak görebilirsiniz. Ancak bunların hiçbirini proje ekibine yansıtmamalısınız. Proje ekibi; sizin gibi sızlanan, mızmızlanan, çaresiz halinde ve zora düşünce çekip gidecek bir proje yöneticisi istemez, böyle bir kişiyi de proje yöneticisi olarak görmez. Proje ekibine yapacağınız sersenişler geri tepecektir. Çözülemeyen ya da yetkiniz dahilinde olmayan sorunları üst yöneticilerinize yükseltmeniz sizden beklenir. Her şeyi sadece ve sadece siz çözemeyebilirsiniz ancak çözümü de proje ekibi içinde çaresizlik içinde aramayınız. Klasik bir söz vardır: 

  • "Çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz!"

  • Ekibi yönetmek yerine liderlik yapınız:  Sizin proje yöneticisi olarak atanmanız, tüm ekibinizin idari yöneticisi, müdürü, amiri olacağınız anlamına gelmemektedir. Proje ekibindeki kişilerin, birinci seviyedeki yöneticileri başkaları olabilir. Siz sadece, projenizin yöneticisiniz ve proje tamamlandıktan sonra herkes başka proje ekiplerine geçeceklerdir. Proje ekibindeki kişiler üzerinde yöneticilik yapmak veya onları yönetmek yerine, proje ekibine liderlik etmeye çalışmak daha uygun olacaktır. Liderliğin kapsamı da sadece proje içindedir. Proje içindeki yönlendirmeleri ve görevlendirmeleri doğru yapmak, liderlik için önemli ve yeterli bir sorumluluktur. İdari yönetimi ilgilendiren konularda ilgili yöneticilerle işbirliği içinde olunması faydalıdır. Ancak hiçbir zaman yetki  alanlarına taciz edilmemelidir. 

  • "Siz, projenin başarıyla tamamlanmasını hedefleyen, yol gösteren lidersiniz!"

  • Yardım istemekten çekinmeyiniz:  Proje yöneticisi yardım istemez, her şeyi kendi öğrenmelidir gibi yanlış bir anlayışa sahip olunmamalıdır. Özellikle yeni proje yöneticilerinin bilmedikleri birçok konu ve kavram olabilir. Bunları sormak ve öğrenmek gereklidir. Proje yöneticisi her zaman ve her bir proje ekibindeki kişilerden yardım isteyebilmelidir. Bir proje yöneticisinin tüm alanlarda uzmanlaşmış olması beklenilmez. Projenin alanına uygun teknik terimler, kavramlar ve teknolojiler hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmak, her proje yöneticisinin görevidir. 

  • "Yardım isteyebilmek, sizi yüceltir!"

  • Kararlılık gereklidir:  Proje yöneticisinin, temel proje yönetimi yöntem ve tekniklerini uygulamak konusunda kararlı ve ısrarcı olması gerekmektedir. Bir proje yöneticisinin; plan yapması, toplantı düzenlemesi, raporlaması, kontrol yapması ve takip etmesi önemli görevlerindendir. Bunlar konusunda kararlı olmalıdır. Taviz ve feragat göstermemelidir. Projenin kontrolünü başkasına devredemez. Asli görevlerini yerine getirme konusunda da ısrarcı olmalıdır. Proje ekibindeki bazı kişilerin karşı çıkmaları, zorluk çıkarmaları veya direniş göstermeleri; proje yöneticisini yıldırmamalıdır. Birilerinin istekleri nedeniyle yapılacak tavizler, ileride projenin başarısız olması durumunda mazaret olamayacaktır. Kararlı olmak gerekir ancak elbette iyileştirmeye yönelik tavsiyeleri de dikkate almalıdır. Yanlışları düzeltmek, kararsızlık göstermek demek değildir.

  • "Proje yönetiminde verilen her bir taviz, projenin sonunda size fatura olarak geri dönecektir, ödemek zorunda kalırsınız!"

  • Kahramanlık yapmaya çalışmayınız: Yeni proje yöneticisi olmanız nedeniyle projede ucuz kahramanlıklar yapmaya çalışmayınız. Bazen kendinizi göstermek, ekibin gözünde büyümek veya üst yönetime şirin görünmek adına yetki ve sorumluluk alanınıza girmeyen konular hakkında kahramanlık yapmayınız. Proje ekibindeki bir kişinin hatasını üstlenmek, ört-bas etmeye çalışmak, gizlemek veya farklı yansıtmak; sizi kahraman yapmaz aksine tüm suçun sizin üzerinizde kalmasına neden olabilir. Proje yöneticisi olmak, legal olmayan tavırlar sergileyebilme cesareti ve cürreti vermez. Projede bir sorun varsa, bilmesi gereken herkes tarafından bilinmelidir. Proje ekibinden birisinin hatasını düzeltmeye çalışılmalıdır ancak bu asla tüm sorumluluğu üstlenmek şeklinde olmamalıdır. 

  • "Ucuz kahramanlıkların sonu, çoğu zaman günah keçisi olmaktır"

    Yukarıda yazılan hataların birkaç tanesini ben de geçmişte yapmıştım. Elbette bundan sonra da öğreneceğimiz çok şeyler olacak. Yine de bu tavsiyelerin, yeni proje yöneticiliğine başlamış kişiler için faydalı olacağını umuyorum.

    06 Eylül 2020

    Enkaz Devralmadık!

     




    ENKAZ DEVRALMADIK!

    Proje yöneticilerinin bazen başka birisinin yönettiği projeyi devralması gerekebilir. Bu tür projeler geçmişte başlatılmış, epey yol alınmış veya başarısızlık nedeniyle devredilmiş projeler olabilir. Bir projeyi devralmak, proje yöneticileri için kabus gibi bir şeydir. Geçmişte alınan bazı kararların sorumluğunu, yükümlülüğünü artık kendisi taşıyacaktır. Geçmişte yaşanan olayların tarafı olmamasına rağmen, sonuçlarını kendisi yaşayacaktır. 

    Siyasetçilerin sıkça kullandıkları sözlerden birisi de "Enkaz devraldık" açıklamasıdır. Geçmiş yönetimi suçlamak, durumun kötülüğünü ortaya koymak ve bir açıdan da kendi sorumluluklarından biraz da olsa kaçmak için kullanırlar. Her yeni siyasi lider, başkan veya bürokrat; eğer farklı partilere ait ise,  kendisinden öncekileri böyle suçlarlar. 

    Pekala, aynı şeyi projeyi devralan proje yöneticisi de söyleyebilir mi? 

    Geçmişteki proje yöneticilerini, enkaz devraldığını söyleyerek suçlayabilir mi? 

    Hiç bir proje yöneticisi, geçmişten enkaz devraldığını söyleyerek, sorumluluklarından kurtulamaz!

    Bir proje yöneticisinin, geçmişi suçlamasının kendisine faydası olmayacaktır. Hem ayrıca her devralınan proje de kötü durumda olmayabilir. Bazen devir işleminin gerekçesi, önceki proje yöneticisinin başka bir pozisyona veya şirkete geçmesi olabilir. İyi giden bir proje de devralınabilir. Doğru veya yanlış yapılan her şey geçmişte kalmıştır ve projenin yürütülmesi için artık yeni birisi direksiyona geçmiştir. 

    Hiçbir proje yöneticisinin elinde sihirli değnek yoktur!

    Böyle bir durumda, yeni proje yöneticisi öncelikle şunları yapmalıdır:

    • Sakinlikle karşılamalıdır: Geçmişte alınan kararlar ne kadar sıkıntı verici olsa da, projenin durumu ne kadar kötü olsa da, iyi bir proje yöneticisi öncelikle sakin olmalıdır, sakinlikle yaklaşmalıdır. Tedirginlik ve agresif yaklaşımlar durumu daha da kötüye götürecektir. Eli ayağına dolaşmamalıdır. Ortalığı velveleye verecek sözlerden kaçınmalıdır. Sakin yaklaşmak, proje ekibine de güven ve inanç verecektir. 
    • Dinlemeli ve sorgulamalıdır: Projeyle ilgili geçmişteki tüm hususları proje ekibinden dinlemelidir. Doğru soruları sorarak, gerçek durum hakkında net bilgi sahibi olmalıdır. Dinlerken, geçmişe yönelik eleştiri veya yargılama yapmamalıdır. Sadece proje ekibinin gözlemlerini, duygularını ve görüşlerini not etmelidir. Doğru veya yanlış gibi kesin hükümler vermemelidir. 
    • Ani kararlar ve taahhütler vermemelidir: Proje hakkında yeterli bilgi ve deneyim elde etmeden ani kararlar vermemelidir. Özellikle müşterilere veya proje sponsorlarına gerçek dışı taahhütler verilmemelidir. Amiyane tabirle, proje hakkında atıp, tutmamalıdır. Kendisini bir kurtarıcı gibi görüp, "şöyle yapacağım", "bunu ancak ben yapabilirim", "bu iş şöyle yapılmalıydı" gibi kolay ama içi boş taahhütlerden kaçınmalıdır. Akl-ı selim bir davranış içinde, alınması gereken kararları ortak anlayış ile vermelidir.
    • Ekip ile toplantılar düzenlemelidir (toplu ve birebir): Projenin son durumu hakkında proje ekibi ile birlikte toplantılar düzenlemelidir. Proje ekibinin beklentilerini, sorunlarını ve çözüm önerilerini dinlemelidir. Ancak toplu halde toplantılar dışında, ekip üyeleri ile birebir toplantılar da mutlaka yapılmalıdır. Bazı ekip üyeleri, kalabalık toplantılarda sessiz kalabilirler. Onlarla birebir toplantı yapmak ve görüşlerini yüzyüze dinlemek de çok önemlidir. Bazen asıl sorunun nedenini bu tür yüzyüze toplantılardan elde etmek mümkün olabilir. 
    • Anlamalı, Değerlendirmeli ve Değiştirmelidir: Projede bir problem veya çatışma varsa, ilk önce bu durumu anlamalıdır. İlgili tüm ekip üyelerinden sorunun ne olduğunu öğrenmelidir. Problemi anladıktan sonra da objektif biçimde değerlendirmelidir. Bir problem hakkında bilgi sahibi olduktan sonra onu görmemezlikten gelmemelidir. Mutlaka bir değerlendirme yapmalıdır ve problemin çözümü için değişiklikleri uygulamaya geçirmelidir. Değişiklikleri yapmaya yetkisi veya gücü olmaması halinde, durumu bütün açıklığıyla ortaya koyup, üst yönetime yükseltmelidir. Hiçbir problemi sahipsiz bırakmamalıdır, çözümü için elinden geleni yapmalıdır.
    • Projenin tüm paydaşlarını belirlemeli ve onlarla iletişime geçmelidir: Projeyi devralan proje yöneticisi, öncelikle müşteri ve diğer paydaşlar hakkında bilgi edinmelidir. Kimin, hangi konularda bilgi, pozisyon ve sorumluluk sahibi olduğunu anlamalıdır. Müşteri tarafında kimlerle görüşmesi gerekiyorsa hemen bir tanışma toplantısı planlamalıdır. Müşteri tarafındaki sorunlar ve beklentiler hakkında bilgi almalıdır. Bu görüşmelere göre gelecek dönemle ilgili plan hazırlamalıdır. Benzer şekilde diğer paydaşlar, tedarikçiler ve kullanıcılar ile de iletişimler sağlamalıdır.
    • Yeni bir proje başlatma (kick-off) toplantısı yapmalıdır: Proje yöneticisi, devraldığı proje için mutlaka yeni bir proje başlatma toplantısı yapmalıdır. Zaten geçmişte yapılmıştı, tekrar bir başlatma toplantısı yapmak anlamsız gibi görünebilir. Ancak proje ekibinin yeniden enerji kazanması, geçmişte yaşananların etkisini silmesi ve yeni umutlarla projeye devam edebilmesi için bu toplantı gerekmektedir.  Projeye olan inancın yeniden kazandırılması, geçmişteki doğru ve yanlışların geride kaldığını ve yeniden başlanıldığını hissettirmek için bu toplantı gereklidir. 
    • Yeni bir proje planı ve takvimi sunmalıdır: Proje yöneticisi, projenin gelecek dönemine ilişkin gerçekçi bir plan ve takvim hazırlamalıdır ve bunu tüm ilgili paydaşlarla paylaşmalıdır. Planda geçmişten aktarılan işler ile gelecekte yapılması gereken işler detaylı olarak belirtilmelidir. Proje yöneticisi, bu planı hazırlarken gerçekçi olmalı ve yerine getirilemeyecek hedefler vermemelidir. Hiçbir proje yöneticisinin elinde sihirli değnek yoktur. Ancak hazırlanacak planda, bir şeyleri değiştirmek ve düzeltmek için çaba gösterileceğinin de açık olarak belirtilmesi gerekmektedir. Yeni planının da çözümsüzlük sunmaması gerekmektedir. Alternatif çözüm yöntemleri, alınacak riskler ve iyileştirme fırsatları sunmalıdır.
    Bunlar yapıldıktan sonra proje yöneticisin öğrenilmiş dersler ve kazanımlar olarak yaşanılanları raporlaması gerekecektir. 

    Her yeni proje, yeni bir umuttur..
    Her yeni proje yöneticisi de yeni bir başlangıçtır..

    31 Ağustos 2020

    NİSPETİZM ve SOSLU MEDYA

     




    NİSPETİZM ve SOSLU MEDYA

    İnsanlık boyunca hep görülen bir hastalık:Nispetizm. Birilerini kıskandırmak, olduğundan farklı görünmek ve nispet etme çabası. "Soslu Medya" yazarken, yazım hatası yapmadım. Sosyal medya denilen ortam aslında acı/tatlı/ekşi tüm sosları içeren spagetti makarna gibi.
    Nispetizm, bireylerin sosyal medyada kendilerini çok mutlularmış gibi gösterdiği diğer bir anlatımla nispet yaptıkları, ancak aslında kendi içlerindeki mutsuzluklarını, yalnızlıklarını ve çatışmalarını gizlemek veya bu durumdan kurtulmak amacıyla yaptıkları bir olgu. Nispetizm olgusu, bir bakıma kişinin sosyal medyada gerek kendi arkadaşları gerekse de diğer kişiler nezdinde (etiketleme (hashtag) suretiyle) kendi lehinde ve popülerlik sağlayıcı nitelikte olan bir algı yönetimi durumu. Bu sayede birey kendisi ile sosyal medya mecrası üzerinde hayal edilen bir gerçeklik yaratıyor ve bir zamandan sonra bu dünyasız yaşayamaz hale geliyor.
    Bu mecra bireyin bir anlamda ulaşamadığı, zaman zaman ulaşabildiği ancak devamlılık sağlayamadığı eylemler ve aktiviteleri sürekli yapıyormuşçasına bir algının yaratılması amacı ile de kullanılıyor
    Gittiği yerden konum bildirmeler, anlık fotoğraf paylaşımları, özlü sözler uydurma/uyarlama çabaları, arkadaş partilerinden çılgın görüntüler paylaşma arzusu hep bu nedenle.
    Geçmişte bir haber okumuştum. Bir genç, kendi fotoğraflarını photoshop uygulaması ile Paris, Londra gibi şehirlerdeki bilinen mekanlardaymış gibi işleyerek paylaşıyordu. Maksadı, arkadaşlarına zengin ve çok gezen biri olarak görünmekti.
    Bu "mış gibi" paylaşımların arkasında elbette "... desinler" çabası. Sonra da bunlara erişemeyecek durumda olanları kıskandırmak ve nispet etmek. Bu paylaşımları yapanlar çok mu mutlular? Çok mu zenginler, gezmeyi seviyorlar? Birçoğunun cevabı koca bir HAYIR!
    Soslu medya uygulamalarında en az kullanılan özellik canlı çekim paylaşımlarıdır. Çünkü nispetizm hastaları, üzerinde oynanmadan ve işlenmemiş videoları, fotoğrafları anlık paylaşmak istemiyorlar. En doğal hallerinin ne denli gerçekçi olduklarını biliyorlar. Öyle ya! O akşam evdeki kıyafetiyle kim fotoğrafını paylaşır. Daha yemeği yemeden, yemeğin fotoğrafları soslu medyaya sunuluyor. Uçağa binmeden, biletin fotoğrafı paylaşılıyor. Emojiler ise binlerce çeşit oldu.
    Hiç okumadığı kitaptan bir özlü söz paylaşmak da arttı. Herkese bir ders verme, herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlama, algı oluşturma ve amiyane tabirle "ayar verme" çabası.. Düşünsel paylaşımlardan uzak duruluyor. Çünkü kimse uzun uzun okumuyor.
    Haydi soslu spagettiye çatalımızı daldıralım