Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

zorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2025

ZORLUKTA GÜZELLİK VARDIR..

 

ZORLUKTA GÜZELLİK VARDIR..

PMI Turkey Chapter tarafından düzenlenen etkinlikte yaptığım sunumu katılamayanlar için tekrar paylaşıyorum.

Evet, zorlukta güzellik vardır. Değişimler streslidir. Bütün güzellikler zorlu, sancılı ve yorucu süreçlerin sonunda ortaya çıkıyor. Zaten güzel olan da bu mücadeleden alınan haz ve zevk!

Proje yönetimi de zordur ama sonunu hayal edince tutkuyla bağlanıyorsunuz. Zihinsel dayanıklılık bu mücadele ile sağlanabiliyor. 

06 Ocak 2023

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR



 YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR

Bir süredir işyerimizdeki doğa dostları kulübü üyeleriyle doğa yürüyüşlerine katılıyorum. Hem güzel zaman geçirmek hem de sağlık açısından faydalı bir faaliyet oluyor. Ancak bunların ötesinde kazandırdığı çok daha önemli faydalar bulunuyor.  Yürüyüş faaliyetlerimizde proje yönetimine yönelik birçok benzetim(analoji) kuruyorum. Projeler de ancak ekip faaliyeti ile gerçekleştirilebildiği için proje yöneticiliğinde karşılaştığım olayları, yürüyüş ekibimizde de gözlemleyebiliyorum. Yürüyüşlerimizi bazen kalabalık bir ekiple gerçekleştiriyoruz, bazen de 10-15 kişilik küçük bir tim gibi oluyoruz. Tıpkı projelerimizdeki ekipler gibiyiz. Bazen yönetilmesi zor ve kalabalık bir ekibiz, bazen de hızlı yürüyebilen esnek ve hızlı bir ekibiz.

Gelelim proje yönetimi ile ilgili benzerliklerine..

·       Öncelikle ekibimizin bir lideri oluyor ve onun belirlediği rotada yürünüyor. Rotanın başlangıç ve bitiş yeri değişmese de, ekip lideri rotayı şartlara göre uzatıp, kısaltabiliyor. Ekibin gücü, dayanıklılığı, hızı ve doğa şartlarına göre rotada değişimler yapılabiliyor. Projelerde de başlangıç ve bitiş noktası, proje başlatma (kick-off) toplantısında net olarak ortaya konulmasına rağmen sonuca giden yol planı zaman zaman değiştirilip, güncellenebilmektedir.

·       Ekip halinde yürüyüş yapılmış olsa da, aslında tek başına yürümektesiniz. O rotayı siz tamamlayacaksınız, o yokuşu siz çıkacaksınız.. Kimse sizi sırtında taşımayacaktır. Elbette çok büyük bir rahatsızlık yaşadıysanız birisi kolunuza girecek ve yardım edecektir. Ancak bugüne kadar hiç böyle bir durum yaşamadık çok şükür. Projelerimizde de ekip üyeleri, aslında görevleri kapsamında işleri yine ancak kendileri yapacaktır. Başkalarının o işi yapmasını beklememesi gerekmektedir. Zorluğuyla, kolaylığıyla işi (yürüyüşü) kendi tamamlayacaktır.

·       Rota üzerinde çoğu zaman düz bir yolda yürünmüyor. Sert yokuşlar çıkılabiliyor, dik inişler olabiliyor. Hatta bazen inişler, çıkışlardan daha zorlayıcı olabilmektedir. Projelerimizde de bazen ekibimiz motive olup, zorlukları aşarken, bazen de inişler yaşayabilmektedir. Hiçbir zaman stabil(durağan) bir ekip faaliyeti olamamaktadır. İşin zevki bu iniş ve çıkışlarda karşılaşılan zorluklarda olmaktadır.

·       Arkada kalan ekip üyeleri beklenmektedir. Yürüyüş başladığı ekiple gerçekleştirilip, aynı ekiple tamamlanır. Asla birisi ya da bir grup geride bırakılıp ilerlenmez. Dolayısıyla en önde olmak ya da en arkada olmak yürüyüşü tamamlamak için önemli değildir. Ekibin tüm üyeleri bitiş noktasına ya da ara duraklara gelene kadar beklenilir. Projelerimizde de işlerin arkasında kalan proje ekibi üyeleri beklenilmelidir. Hiç kimse yavaş olduğu için, beceriksiz olduğu için ya da zayıf, güçsüz olduğu için ekibin dışına atılmamalıdır.

·         Yürüyüş için mutlaka uygun kıyafet ve aletler alınmalıdır. Yürüyüşe günlük kıyafetlerle gidilmesi, yürüyüş ayakkabısı olmaması, baton, gözlük, tozluk vb destek ekipmanları alınmaması yürüyüşü zorlaştıracaktır. Öyle ben güçlüyüm, ben hızlı yürürüm, ben zaten spor yapıyorum, ben her akşam evde yürüyüş yapıyorum diyerek yürüyüşe çıkılması durumunda sonuçlar hüsran olabilmektedir. Projelerimizde de işin yapılması gereken uygun araçların alınması gerekmektedir. Ne kadar iyi proje yöneticisi olursanız, olun; uygun araçlar olmadığı zaman işleri yürütmek, yönetmek hiç de kolay olmamaktadır.

·      Dağın ardında ne olduğunu bilemezsiniz. Rotanın üzerinde her zaman güzelliklerle, zorluklarla karşılaşılabilmektedir. Yürüyüşün zevkli yanı da budur aslında. Bazen geçmeniz gereken bir dere karşınıza çıkabilir. Ya da vahşi hayvanların ayak izi, ya da sesi ile karşılaşabilirsiniz. Bunlara hazırlıklı olmalıdır. Projelerimizde de karşımıza hiç beklemediğimiz zorluklar çıkabiliyor. Hiç hesapta olmayan sorunlarla, risklerle karşılaşıyoruz.

·     Yürüyüşler cesaretli olmayı gerektirir ancak gereksiz yere riskler de alınmamalıdır. Yapılacak küçük bir hata sonucunda metrelerce aşağı yuvarlanabilirsiniz. Başınıza her şey gelebilir. Cahil cesaretine hiç yer yoktur. Projelerimizde de riskleri yönetmemiz gerekiyor. Ancak gereksiz yere riskli kararlar almamalıyız. Tüm projeyi batırabilirsiniz.

·     Yürürken doğaya asla zarar verilmez. Bir çiçeğin bile bilerek üstüne basılmaz. Çevrenin kirletilmemesine özen gösterilmektedir. Planlı olmadıkça, ateş yakıp, mangalda köfte, et gibi faaliyetler yapılmaz. Amaçtan asla sapılmaz. Rota bellidir ve çok uzundur. Küçük molalar haricinde asla oyalanılmaz. Çünkü zamanında rotanın tamamlanması çok önemlidir. Gecikme olması durumunda, gecenin karanlığında yürünmesi gerekecektir, tehlikeler artacaktır. Projelerimiz de insana, çevreye ve toplum sağlığına dikkat etmemiz gerekmektedir. Projenin zamanında tamamlanması beklenmektedir. Gecikmelerin sonuçları hep kötü olmaktadır.

İşte böyle, “zorlukta güzellik vardır” diyerek nice zirveler diliyorum.

 



29 Şubat 2020

Hikayeden İşler-5


HİKAYEDEN İŞ'LER-5


"Hikayeden İş'ler" yazı dizisinde bu kez kurbağa yarışından bahsedeceğim. Hikaye anlatımında dinleyicilerin kendilerinden bir şeyler bulması, içselleştirmesi veya hikayeyi anlatanın yerine kendini koyması anlatılan hikayenin etkisini arttıracaktır. Hikaye anlatıcısı hikayesine "Adamın biri .." diye başlarsa izleyicilerin kendilerini o adamın veya anlatıcının yerine koyması mümkün olmayacaktır. Hikaye aslında rivayet şekline dönüşecektir. Ancak hikaye anlatıcısı "Size bugün babaannemle başımdan geçen bir olayı anlatacağım" diye başlarsa dinleyiciler olaya daha fazla ilgili yaklaşacaklardır. Birçok kişinin de bir babaannesi olduğu için kendilerini hikaye anlatıcısının yerine koymaları daha kolay olacaktır. Ayrıca yaşanmış bir olay olduğu için de ilgi çekecektir.  Bazı hikaye anlatıcıları kurguladıkları hikayeleri, sanki kendi ailesinden birisi yaşamış gibi aktarırlar. Ya da bir hikayeyi herkesin bildiği bir kahramanın ağzından anlatıp, kendi düşüncelerini aktarırlar. Hikayeler he ne kadar dinlenilmesi için anlatılsa da, kulağa hitap etse de aslında kulaktan daha çok göz ve beden hareketleri hikayeyi etkin kılar. Hikaye anlatıcısının mimikleri, el ve kol hareketleri, vücut dili hikayenin kulakta bıraktığı izden daha fazlasını bırakır.  Dolayısıyla kulak bir hikayede en etkisiz organdır. Göz veya hisler hikayeyi daha fazla etkinleştirir. Hikaye anlatıcısı hikayesini vücut diliyle desteklemeli, dinleyicilerin gözlerine hitap etmelidir. 


KURBAĞA YARIŞI 


*********************************************************************************
Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ''çok zor, yazık hiç bir zaman başaramayacaklar!''

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış: ''Boşuna uğraşıyor,  hiç bir zaman başaramayacak, kimse başaramadı ki!''

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. 

Bir kurbağa ona yaklaşmış ve ''Bu işi nasıl başardın?'' diye sormuş. Kurbağa cevap vermemiş. O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış! 
*********************************************************************************

İş hayatının veya genel  olarak tüm hayatın başında herkesin hayalleri ve içinde kalan ukdeleri vardır. Zaman içerisinde çevreden gelen geri bildirimler, tepkiler ve bilinçli/bilinçsiz etkiler sonucunda bu hayaller yıkılır veya törpülenir. Bu negatif bildirimleri dikkate alanlar bir süre sonra hayallerinden vazgeçerler. 

Genel olarak toplumda standartlaştırma gibi eğilim vardır. Toplum, devlet, din ve ideolojiler her zaman tek tip insan modelinin olmasını isterler. Konulan sınırların dışına çıkmaya çalışanlar ya suçlanırlar ya da aforoz edilirler. Kurallar içerisinde kalan insanların bir süre sonra hayalleri yok olmaya başlar. Kendi hayatları yerine başkalarının çizdikleri hayatı yaşamaya başlarlar. Hayalleri için mücadele etmeden yaşamaya, yaşam denilebilir mi? Ancak bazıları için bu çok kolay gelebilir. Düşünmeden, emek harcamadan, zorlanmadan, kolayca ve itaat içinde bir yaşamın kolaylıkları elbette vardır. 

"Özgür olmayan insanların, hayalleri de özgür olamaz!"

İş hayatında hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkanlara en büyük engeli ilk başta kendi arkadaş çevresi çıkartacaktır. Bu bazen bilinçli bir kıskançlık sonucu olur, bazen de bilinçsizce korumacılık ve/veya özgüven eksikliğinden kaynaklanır. Hayallerinin peşine düşenlere "ya başaramazsan", "daha önce çok deneyen oldu ama başaramadı", "elindekini de kaybedersin", "sen mi kurtaracaksın?", "biz senin gibileri çok gördük!", "gençken böyle hevesler olur ama ileride aklın başına gelir", "başımıza iş açma, bak ailemiz zarar görür", "tek enayi sen mi kaldın?", "öyle kolay olsaydı, ben de yapardım" ve "benim de öyle hayallerim vardı ama bıdı bıdı bıdı" diye devam eden sözlerle cesareti kırılmaya çalışılır.

Buna rağmen bugün insanlığa hizmet etmiş tüm başarılı kişilerin ise bu tür uyarıları dikkate almadan, önemsemeden devam etmiş olduklarını görüyoruz. Onların girişimci ve ısrarlı çalışmaları sonucunda bugün insanlık bir çok gelişmeyi sağlamıştır. Hayalleri yok etmeye çalışan, engel olan, korkan ve hayalleri için mücadele etmeyen kişilerin ise hayatta hiç bir izleri kalmamıştır. Bu kişileri ya çevresindeki birkaç kişi hatırlıyordur ya da hiç kimse..

"Hayali kurulmayan şeylerin, gerçekleri oluşturulamaz!"

Sonuç olarak, iş hayatında kendinize dair bir hayaliniz olsun. Bu hayalinizi gerçeğe dönüştürmek için çaba gösterin, mücadele verin. Size, hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen kişilere karşı hep SAĞIR KALIN. Olumsuz düşünen insanları duymayın!…

"Ya hayal ettiğiniz yaşamı yaşayın; ya da başkalarının hayallerini.."

04 Ekim 2019

Gemiyi Limana Getirmek



GEMİYİ LİMANA GETİRMEK

Yaptığımız işin, diplomasına sahip olduğumuz mesleğin, çalışma alanımızın önemini yüceltmek için ağdalı, moda sözlere (buzzword) ve yöntemlere hiç gerek yok. O kadar kendimizi kasmayalım, soru çok basit:
"Gemi limana geldi mi?" Kimse hangi dalgalarla boğuştuğunuzun, hangi fırtınalarla mücadele ettiğinizin derdinde değil! Neticede gemi limana zamanında, sağ salim gelmiş midir, önemli olan budur..

30 Nisan 2019

Bağdat'tan Güzel



BAĞDAT'TAN GÜZEL


“Bağdat’ı almaya çalışmak, Bağdat’ın kendinden daha mı güzeldi ne!” Sultan 4.Murat

Osmanlı imparatorluğunun duraklama döneminde 1624 yılında Bağdat şehri İran'daki Safevi devleti tarafından ele geçirilmişti. Osmanlının bu güzel şehrinin kaybedilmesi büyük üzüntü yaratmıştı. Geri almak için çeşitli saldırılar yapılsa da başarılı olunamamıştır.  1638 yılında dönemin padişahı Sultan 4. Murat Bağdat seferine çıktı. Aynı yıl içinde Revan (Erivan) ve Bağdat kentlerini geri aldı. 1639 yılında İran'la imzalanan Kasr-ı Şirin anlaşması ile çizilen sınırlar bugün bile ülkemizin İran'la olan sınırlarını belirlemiştir. Padişah 4.Murat da bu tarihten 1 yıl sonra da 28 yaşında vefat etmiştir. Bu kadar çok tarih bilgisine yer vermemin nedeni bu sayfada tarih dersi vermek değildir.

4.Murat Osmanlının bu zor döneminde genç yaşında tahta çıkmıştır. Birçok savaş uzun yıllardır devam etmekte ve moral bozukluğu yaratmaktadır. İhtişamlı devlet artık en geniş sınırlarına ulaşmış ve duraklamaya başlamıştır. Böyle bir zamanda İranlılardan Bağdat'ı almak çok önemliydi. Bağdat sadece fethedilecek bir şehir değildi. Osmanlı için yeniden canlanma ve zafer elde etme imkanıydı. 

Bu nedenle, Bağdat'ı almak, Bağdat'tan daha güzel ve anlamlıydı. 

Bazı projeler de tıpkı Bağdat gibi; başlanılması, yürütülmesi, geliştirilmesi ve tamamlanması tüm ekibe başarı duygusu tattırdığı için önemlidir, güzeldir. Proje sürecinde yaşanan zorluklar, sorunlar, başarılar ve elde edilen mutluluk; projenin sonunda elde edilecek maddi getiriden daha değerlidir. Özellikle uzun soluklu projelerin sonunda elde edilen başarıların vereceği haz anlatılamayacak kadar güzeldir. Belki projenin bütçesi küçük olabilir, proje ekibi çok az kişiden oluşabilir, kaynakları yeterli olmayabilir ancak "başarı" hedefine ulaşılana kadar geçen zaman içindeki öğrenilen dersler, edinilen tecrübeler çok büyük olabilir. Ne bütçeyle ne de gelirle ölçülebilir..

 Projenin sonunda ortaya çıkan ürünü, hizmeti gören proje yöneticisinin ve proje ekibinin mutluluğu, o üründen daha büyük zevktir. Neticede başarıya ulaşılmıştır. Zorlukların üstesinden gelinmiştir. Bundan daha güzel ne olabilir ki..


"Zorlukta güzellik vardır"

Bağdat bir şehirdi ancak Sultan 4. Murat için bir şehirden öte; gücünün, tahtının, varlığının ve itibarının doruk noktasıydı. Yaşanılacak bir başarısızlık durumunda ordu tarafından kellesinin alınacağını bilmekteydi. Güçlüydü ancak bu gücünü göstermesi gerekiyordu. Aksi halde tahtı sallanacaktı. Proje yöneticileri için de bazı projeler, sadece bir proje değildir. Bazı projeler, firmanın amiral gemisi, gelecekteki stratejisi, gelir kaynağı, itibarı ve ayakta kalması için tek dayanak noktası olabilir. İşte bu durumda proje yöneticisi için o projenin başarıya ulaşması da var olma meselesidir. Ya başarıya ulaşılacaktır ya da bırakılacaktır..

Bağdat'ı almak da aslında bir projeydi. Tıpkı diğer fetih seferleri gibi.. Aynı hazzı İstanbul'u alırken Fatih Sultan Mehmet yaşamıştı, Mohaç'ta Kanuni tatmıştı.. Ve en önemli bir proje ise; Türkiye Cumhuriyet'inin kurulduğu Kurtuluş Savaşıydı. Büyük Atatürk zaferle taçlandırmıştı. "Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır; bu satıh bütün vatandır" diyerek projenin kapsamını işgal altındaki vatan toprakları olarak belirlemişti.

Zevk alınacak projelerde yer almanızı temenni ederim..