Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

covid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
covid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Mayıs 2022

Maskeli Balo

 



Maskeli Balo


Covid-19 salgını, projelerimizde çalışma biçimimizi ve yöntemlerimizi değiştirmeye devam ediyor. Bu değişim ve dönüşümden proje toplantılarımız da etkilendi. Toplantılarımızı eskisi gibi yüz yüze yapamıyoruz, azaltmaya çalışıyoruz. ‘Online’ toplantılar ise teknolojik altyapının el verdiği imkanlara göre yapılabiliyor.

Yine de, bazı durumlarda proje ekiplerimizle veya müşterilerimizle yüz yüze toplantılar yapmamız gerekebiliyor. Bu toplantılarda elbette "maskelerimizi" takıyoruz, diğer önlemlerimizi de almaya çalışıyoruz. 

Ancak, eskisi gibi toplantılarda katılımcıların mimiklerini ve yüzlerindeki ifadeleri göremiyoruz. Projedeki bir husus hakkında konuşurken burun kıvıranları, dudak bükenleri, esneyenleri veya içinden mırıldananları anlayamıyoruz. Ayrıca ifadelerimizdeki samimiyeti de yeterince aktaramıyoruz. Sevincimizi veya üzüntümüzü karşı tarafa göstermekte zorlanıyoruz. Gülümsemelerimizi ve hüzünlerimizi maskelemek zorunda kaldık. Sanki herkes botoks yaptırmış gibi tepkisiz, boş boş bakıyor.

Gerçek anlamda bir "maskeli balo" ortamı yaşıyoruz! 

Proje yönetiminin temeli iletişime dayanıyor. Sadece sözlü ve yazılı iletişim yeterli olmuyor. Beden dili ve yüz dili de iletişimin önemli araçlarıdır. Bunların önemini şimdi daha iyi anlamaya başladık. ‘Online’ yapılan toplantılarda görüntülerin kapatılmasını tercih etmiyoruz. Çünkü konuşulanlarla birlikte beden dilinin de algılanması gerekiyor, aksi halde iletişimin bir yanı aksak kalıyor.

En kısa sürede bu maskeli balonun bitmesi ve özlediğimiz gerçek dünyaya yeniden merhaba diyebilmek dileklerimizle…


03 Nisan 2022

PROJE VİRÜSLERİ

 



PROJE VİRÜSLERİ

Uzun zamandır gündemimiz hep Covid-19 virüsü oldu. Biz proje yöneticileri aslında projelerimize bulaşan virüslerle yıllardır mücadele ediyoruz. Projelerimize bulaşan çok değişik tipte virüs var. Bu virüsler projelerimizi ya geciktiriyor ya da tamamen yarıda bırakıyor. İşte bu virüslerden bazı örnekler:

Plansızlık Virüsü (CAMEL-WAY):

Semptomları:"Bize plan değil, pilav lazım", "Kervan yolda düzülür .." Ülkemizde çok sık görülür. Birçok korunma yöntemi ve planlama aracı olsa da, genellikle ülkemizde tüm proje yöneticileri bu virüse yakalanırlar. Fazla bulaşıcıdır.

Delegasyon Virüsü (DLG-EX):

Semptomları: Projedeki bütün işler bir kişiye yüklenir, delege edilir. İlerleyen zamanda tüm işlerin delege edildiği kişi ya işlerini geciktirir ya da çekip gider (tıbbi ifadeyle "ex" olur). "Ekip yönetimi" konusunda yetersiz proje yöneticileri genellikle bu virüse sıkça yakalanırlar. Az görülür ama öldürücüdür.

Kapsamı Büyütme Virüsü (CREEP-X2):

Semptomları: "Sözleşmede yok ancak bu özelliği sağlamalıyız", "Şunu da yapıverseniz.." Ülkemizde her projeye bulaşan bir virüstür. Her yeni eklenen gereksinim nedeniyle kapsam büyür ve proje iki katına çıkıverir. Fazla bulaşıcıdır.

"Zaten" virüsü (ALREADY-OPT):

Semptomları: "Zaten bizim ekibimiz tecrübeli", "Elimizde zaten çözümü var". Fazla iyimser(optimistik) proje yöneticilerinin yakalandığı bir virüstür. Öldürücü etkisi vardır.

Bitmeyen Proje Virüsü (INFINITE-999):

Semptomları: Proje yıllarca sürer. Tüm ekip değişir ama proje hala devam eder. Hep yeni bir şeyler istenir ve sonsuza kadar bunlarla uğraşılır. Ülkemizde böyle çok proje vardır. Bu virüs öldürmez ama süründürür.

İşte bunlar gibi daha başka birçok virüs projelerimizi tehdit ediyor. İyi bir proje yöneticisinin bu virüslere karşı aşılanmış olması gerekiyor. Ancak o zaman her türlü zorluklara dayanabilen çetin ceviz proje yöneticileri başarıya ulaşabilecektir.



01 Mayıs 2020

MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI




Covid-19 (hashtagCorona) salgını dünyayı sarstığı gibi yönetim anlayışlarını da derinden etkileyecek görünüyor. Ekonomik açıdan kapitalizm için eleştiriler yapılırken, son 20 yılın trendi olan "hashtagDijitalizm" de göklerden yere iniyor. Milenyumun salgını olan "sanal dünya dijital virüslerinin" (sosyal medya), gerçek dünyadaki virüsler karşısında anlamını yitirdiği bir zamanı yaşıyoruz. Bu kez Dijitalizm çuvala sığmadı, sanal dünya çuvalladı! Sağlık, gıda gibi insanın birincil ihtiyaçlarına destek olmayan sanal dünya araçlarının faydasız olduğu görülüyor. Öncelik her zaman hashtagüretim, hashtagfabrika ve hashtagArGe olmalı. Hala "insan" olarak biyolojik varlıklarız ve biyolojik, fizyolojik ihtiyaçlarımız karşılanmadığı sürece hiç bir göz boyamaya yönelik yönetim anlayışlarının işe yaramadığını anlıyoruz. Sanal dünya devlerinin ve birlikteliklerinin (AB gibi) bu krizde sarsıldığını görüyoruz. Küreselleşen dünyada "bize bir şey olmaz" anlayışının geçerli olmadığı apaçık belli. Sanal fanus kırıldı!

29 Mart 2020

Bardağın Dolu Tarafı



Bardağın Dolu Tarafı


Dünya amansız bir salgının pençesinde kıvranırken, ülkemizde de bazı önlemler alınmaya çalışılıyor. Ancak toplumsal farkındalığın yeterince sağlandığını söylemek çok zor. Eskiden gelen "bize bir şey olmaz" veya "bize bulaşana kadar çaresini birileri bulur" anlayışı nedeniyle bilerek veya bilmeyerek salgının yayılmasına sebebiyet oluyorlar. Devletin bazı kısıtlamaları da bunu önlemekte yetersiz kalabiliyor. Sanırım daha sıkı önlemler alınacak. Virüsün dünya üzerinde ekonomik, siyasi ve toplumsal birçok yapıyı ve dengeyi yerinden sarsacağını görmek çok kolay. Şimdiden Avrupa Birliği içinde birbirlerine yeterli destek vermeyen ülkelerin, birbirlerini suçladıklarını görüyoruz. ABD bu konuda Çin'i suçluyor. İngiltere virüsle savaşta geç kalmakla suçlanıyor. Buna benzer başka görüşler vs..




Bundan birkaç ay öncesine kadar dünya farklı konular konuşuyordu. Tüm dünya dijital teknolojileri ve teknolojilerin tüm dünyayı nasıl küreselleştirdiğini överek anlatıyordu. Her konferansta Steve  Jobs amcadan örnekler verilerek, mobil dünyada yazılan birkaç teknolojik gelişmeyi ağızlarından sular akıtarak anlatıyorlardı. Sanki tüm dünya hipnotize olmuş bir halde, "neden biz bunu yapamadık" diye hayıflanıyordu. Google, Facebook, Linkedin, Instagram ve diğerleri herkesin dilindeydi.. "Abi küçücük çocuk bir yazılım yazmış, binlerce dolar kazanmış" diye birbirlerini motive etmeye çalışan gençler vardı.

Teknoloji uzmanlarının katıldığı bir seminerde, yine benzer şekilde dijital teknolojilerin hayatımızı ne kadar değiştirdiğini konuşuyorduk. Orada bir uzmanla aramızda geçen sohbette; "dijital teknolojilerin, üretim ve somut araştırma-geliştirme çalışmaları yapılmazsa yetersiz olacağını, illa ki üretim ve fabrikaların olması gerektiğini" anlatmaya çalışmıştım. Karşımdakiler ise yine Facebook ve Google örneklerini vermeye devam etmişlerdi.  Bir virüs çıktı, gündemi değiştirdi.

Herkes neden sağlık teknolojilerine önem verilmediğini, neden aşı fabrikalarımızın olmadığını, nasıl ilaç üretebileceğimizi konuşmaya başladılar. Somut bir şeyler üretemiyorsak, sayısal teknolojiler yetersiz kalıyor. Her zaman aynı şeyi söyleyeceğim: Fabrika ve üretim yapmamız şart!

Geçmişteki bir yazımda Maslow Teorisi ve İhtiyaçlar Piramidi konusuna değinmiştim. Burada belirttiğim gibi piramidin tabanında fizyolojik ihtiyaçlar vardır. Açlık, susuzluk gibi yaşamsal gereksinimler bu kategoridedir ve insanın yaşamını sürdürebilmesi için en önemli olanı bu ihtiyaçlardır. Fizyolojik ihtiyacını gidermemiş bir kişi için diğer ihtiyaçların bir önemi yoktur. Yani aç veya susuzken dijital teknolojiler anlamlı olmayabilir. İkinci basamak güvenlik ihtiyacıdır. Burası dış tehlikelerden korunmayı içerir. Bu ihtiyaç, korunma, barınma, kural ve yasalara uyma gibi gereksinimlere dayanır.

Bugün geldiğimiz noktada salgın bizim yaşamımızı etkiliyor ve korunma gereksinimimizi ortaya çıkarıyor. Tüm insanlık yaşamsal ve korunma gereksinimlerini garantiye almadığı sürece sonraki gereksinimlerin karşılanması yeterli olamayacaktır. Bir virüs çıkar ve piramidin tabanına kadar bizi indirir.

Bu virüs salgının bazı faydaları olacağını ümit ederek, bardağın dolu tarafına bakmak istiyorum. Eğitimin aksamaması için geliştirilen uzaktan eğitim teknolojilerinin kullanılması çok önemlidir. Klasik okulda eğitim konusunun gelecekte tamamen ortadan kalkıp, uzaktan eğitim imkanları sağlanırsa; yeterli eğitim alamayan taşradaki öğrenciler için fırsat eşitliği sağlanacaktır. MEB'in bu konuyu daha ciddiye alıp, salgın gibi olağanüstü durumlar dışında da kullanılabilirliğini değerlendirmesi uygun olacaktır. Kim bilir, bu sayede taşrada bir köydeki çocuk da, büyük şehirlerdeki diğer öğrenciler gibi kaliteli bir eğitime erişim imkanına sahip olacaktır.

Bardağın dolu olan diğer tarafı ise, tamamen kapitalist düzenin kurallarına göre biçimlendirilmiş ekonomik sistemlerin, dışarıdaki diğer ülkeleri de dikkate alması gerektiğidir. Dünyamızda artık hiçbir devlet diğerlerinin sorunlarından bağımsız değildir. Çin'de çıkan bir salgın İngiltere'de, İtalya'da İspanya'da veya diğer gelişmiş, teknoloji zengini ülkeleri derinden etkileyebilmektedir. Bize bir şey olmaz demek artık imkansız. Bugün Çin'de çıkan salgının benzeri gelecekte Afrika'nın bir ülkesinde veya Güney Amerika'nın  dağlarında çıkabilir. Avrupa ve ABD bundan sonra bizi ilgilendirmez diyemeyecektir.

Dünya artık küçük bir köydür ve ülkeler birbirine ulalı evlerdir. Bir evde çıkan yangın, tüm köyü sarabilecektir. Bu nedenle, kapitalist düzenin ortaya koyduğu "ezebileceğin kadar ez, hatta yok et" anlayışının sonuçları bir gün sizi de vuracaktır. Çin'deki salgın sırasında Avrupa önlem almayı gerek bile görmedi. İran'a sıçradığında da sessiz kaldı. İtalya'ya sıçrayınca kısmen düşünmeye başladı. Şimdi ise tüm dünya etkilendi. Trilyonlarca dolar yatırım yapılsa da bu salgının yarattığı yıkımın üstesinden gelmek zorlaşacaktır. Çünkü güçlünün de üstesinden gelen minik güçlü bir varlıkla mücadele ediliyor.

Dünyanın savaş ve öldürücü silah teknolojilerine yaptığı yatırımları, sağlıklı bir dünya için yapmasının farkına varılmıştır. Bugün en gelişmiş silah sistemleri virüsü yok edemiyor.

Bardağın dolu tarafından bakmanın zamanı geldi. Umarım artık vahşi gelişmiş ülkelerin anlayışlarını revize edeceği günler de gelecektir.

Güzel günler göreceğiz, inanıyorum.