Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

taktik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taktik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2025

STRATEJİK PROJE YÖNETİMİ Mİ?

STRATEJİK PROJE YÖNETİMİ Mİ? 

✳️ Zaman zaman duymuşsunuzdur, pekçok konuda örnek bir klişe sözdür: "Bir işi doğru yapmak mı ❓ Doğru işi yapmak mı❓


✳️ Bu sözü "Projeleri stratejik yönetmek mi? Stratejik proje yönetimi mi?" diye değiştirelim. 🌟

Proje yönetimini anladık da, "stratejik" proje yönetimi de ne olabilir ki!.. 😵

Özetle şöyledir: Stratejik Proje Yönetimi; 👇

👉 Projelerinizi iş(business) stratejilerinizle ve hedeflerinizle (goal) hizalandırmak (align), demektir. ✔️

👉 Projelerinizdeki karar alma süreçlerinizde, "stratejik analiz" ve akılcı (smart) yöntemleri kullanmak, demektir. ✔️

👉 Projelerinizi, organizasyon hedefleri (objective) doğrultusunda seçmek ve önceliklendirmek (prioritization), demektir ✔️

👉 Projelerinizi taktiksel (takvim ve bütçe takibinin) yaklaşımların ötesinde, stratejik yaklaşımlarla değerlendirmektir ✔️

👉 Portföyünüzdeki tüm projelerinizi anahtar performans göstergeleri (KPI) ile ölçmek ve kontrol altında tutmak demektir. ✔️

👉 Projelerinizi, Stratejik EPMO(Enterprise Project Management Office) yapısı altında yürütmek ve izlemektir. ✔️

💯 Daha fazlası için lütfen irtibata geçiniz.. ✍

19 Nisan 2020

Proje Yöneticisinin Dokunduğu Fil-4



Proje Yöneticisinin Dokunduğu Fil-4

"Proje Yöneticisi ve Dokunduğu Fil(Proje)"  yazı dizimize "Yılan" konusu ile devam ediyorum. Bu yazımızda proje ekibinde yılan gibi davranış sergileyenleri ve projelerde güvenliği ele alacağız. Yazı dizimizin konusunu oluşturan "Körler ve Fil" şiirinde John Godfrey Saxe  şöyle yazmıştı:

Üçüncüsü hayvana yaklaştı
Ve mutlulukla tuttu
Elleri içinde hortumunu
Böylece cesaretlendi ve konuştu:
“Anladım” dedi aynen
“Fil daha çok bir yılan gibi”

Yılan, elbette tehlikeli bir yaratıktır. Ancak herkes yılanların ne yapacağını bilir! Yılan zehirler, ısırır ve hatta boğabilir. Bu yılandan beklenen bir davranıştır. Bir kimse yılanı eline alıp, onun kendisine zarar vermeyeceğini düşünemez. Sirklerde yılanlarla gösteri yapanlar ya da Hindistan'da yılan oynatanlar riske girmemek için yılanların zehirlerini yok ederler. Çünkü kimse yılanın zehirlemeyeceğini garanti edemez. Bu girizgahtan sonra fazla oyalamadan sorumu sorayım:

"Proje ekiplerindeki HERKES en az sizin kadar projeyi sahiplenir mi?"

Soru basit ama bu soruya beklemeden, düşünmeden "evet" cevabını veriyorsanız; ya çok fazla iyimsersiniz ya da gerçekten safsınız, demektir.

Proje ekipleri oluşturulurken başta duyulan heyecan ve şevk uzun süre kalıcı olamayabilir. Bir proje yöneticisinin görevi elbette bu heyecanı ve şevki en üst düzeyde tutabilmektir. Tamam, ancak herkes bu kadar iyi niyetli midir? Proje ekiplerindeki yılan gibi davranış sergileyenleri ne yapacağız Gerçekten çok itici ve tiksindirici bir durum bu. Proje ekiplerinde yılanların var olduğunu düşünmek, inanmak ve birilerini bu şekilde etiketlemek, yaftalamak ne kadar zor! Hiç kimsenin buna cesaret edebileceğini düşünemiyorum ancak gerçekten proje ekiplerinde yılanlar olabilir.  Fazla iyi niyetli olmaya, kendimizi inandırmaya, kandırmaya çalışmayalım.

Bu gerçeği kabullenerek, yeniden değerlendirelim. Siz, proje ekibinizdeki herkesten, projenize yeterli dikkatin ve önemin verilmesini beklersiniz ancak diğer tarafta sizin proje(ler)iniz başkaları için var olan işlerinin üstüne eklenmiş ekstra işler olarak düşünülebilir. Onların da sizin kadar projenizi sahiplenmesi mümkün değildir. Hatta sizin projenizin ortaya çıkaracağı iş ürünleri veya hizmetler; diğer kişilerin çalışma biçimiyle veya kariyer hedefleriyle çatışabilir. Geçmişte birçok otomasyon projelerinden rahatsız olan, işini kaybedeceğini düşünen çalışanlar, projelere engeller çıkarmışlar.

Elbette herkes kötü niyetli değildir. Bazen proje ekiplerindeki kişiler, iyi niyetli olarak rollerine uygun olan bazı konulara daha fazla önem verilmesini, daha dikkatli olunmasını isterler. Hatta projeyi o yöne doğru çekiştirirler. Sanki o konudaki çalışmaların yapılmasını, projede başarının sağlanması için yeterli ve tek koşul olarak düşünürler. Herkesin de böyle düşünmesini beklerler. Bir süre sonra her bir roldeki çalışan, projeyi kendilerinin ilgi alanlarına doğru çekmeye çalışırlar. Proje ana hedefinden çıkıp, sadece baskın birilerinin ilgi alanındaki çalışmaları gerçekleştirmeye odaklanılır. Proje ekiplerindeki kişiler bunu bazen bilmeyerek, bazen de kendi çıkarları doğrultusunda bilerek yaparlar. Proje yöneticisinin, projenin hangi yöne doğru çekiştirildiğinin farkına varıp, uyanık davranması gerekmektedir.

Proje ekiplerindeki yılanların en tehlikeli oldukları bir diğer konu ise bilgi güvenliğidir. Bazı çalışanlar, projelerdeki kritik bilgileri başkalarıyla paylaşabilirler. Bunun için firma bünyesinde ya da en azından proje seviyesinde yeterli bilgi güvenlik altyapısı kurulmalıdır. Bilgi güvenliği olarak  sadece teknik bilgilerin paylaşılması düşünülmemelidir. Projenin o aşamadaki durumu, proje ekiplerinde kimlerin yer aldığı, müşteri bilgisi, projede yaşanılan aksaklıklar, proje bütçesi, takvimi, paydaşları gibi bilgilerin de paylaşılmaması önemlidir. Rakip firmaların proje hakkında elde edeceği ufak bir bilgi kırıntısı bile projeyi ve firmayı zor durumda bırakabilecektir. Bu nedenle, proje ekiplerindeki yılanların güvenlik açıklarından sızma girişimlerine engel olunmalı, gerekli güvenlik tedbirleri devreye alınmalıdır. Aksi halde en küçük ve göz ardı edilen bir yerden sızıntı olabilecektir.

Proje yöneticileri her zaman dikkatli olmalı, bilinçli veya bilinçsiz şekilde tartışmalara girmemelidir. Bazen bu tür tartışmalar ne projeye ne de kendisine fayda sağlayacaktır. Aksine projeler sekteye uğrayacaktır. Fazla iyi niyet ve saflıktan uzak durup, gerçekçi olmakta fayda vardır.

26 Şubat 2020

Proje Yöneticisinin Dokunduğu Fil-3




Proje Yöneticisinin Dokunduğu Fil-3

"Proje Yöneticisi ve Dokunduğu Fil(Proje)"  yazı dizimize "Mızrak" konusu ile devam ediyorum.  Önceki yazılarımızda (Yazı-1 , Yazı-2 ) giriş yapmış ve projelerde karşılaşılan engeller ve aşılması gereken duvarları ele almıştık. Bu yazımızda projelerdeki savaşçıları ve projelerin bir savaş olup olmadığını değerlendireceğiz.  Yazı dizimizin konusunu oluşturan "Körler ve Fil" şiirinde John Godfrey Saxe  şöyle yazmıştı:

İkincisi uzun dişini elledi
Çığlıkla “Hey! Burada ne var?
“Çok yuvarlak, düzgün ve sivri
Çok açık ve net
Bu harika bir özellik
Daha çok bir mızrak gibi”

Bir olguya dikkat çekmek, önemini arttırmak, yüceltmek veya ilgi duyulmasını sağlamak için kullanılan yöntemlerden en önemlisi "metaforları" kullanmaktır. Yapılacak benzetmeler, o konuda söylenecek bir çok sözün yerini alabilecektir.  Bu nedenle bazı proje yöneticileri, projelerinde "savaş" ve "savaşçı" metaforunu kullanmayı severler. Onlara göre projeler bir savaş meydanıdır, proje ekibinin her bir elemanı da korkusuz, gözü pek savaşçılardır. 

Proje yöneticilerinin veya bazen proje sponsorlarının motivasyonu arttırmak için başvurduğu bu yöntem bir süre sonra metaforların karmaşasına dönebilir. Projeler savaş meydanı, proje yöneticilerini komutan ve proje ekibi de savaşçılar olarak gösterilmek istenirse; doğal olarak karşıya "düşman", "kutsal toprak/alan" ve "taarruz, taktik, siper" gibi metaforları yerleştirmek gerekecektir. Savaşın tüm argümanlarının "proje" olgusunun içine yedirilmesi istenecektir.  Savaşın nitelikleri konusunda Sun Tzu'nun Savaş Sanatı  ve  Carl von Clausewitz  tarafından yazılan Savaş Üzerine kitaplarında bu metaforlara yeterince yer verilmiştir. Sun Tzu savaşlarda akılcılığı ön plana çıkarıp, kan dökmeden savaşı kazanmanın yollarını bulmanın önemine değinmiştir, taktik ve strateji olarak ılıman bir anlayışı benimsemiştir. Clausewitz  ise belki de Avrupalı olmanın verdiği bir hırsla, savaşları ölüm ve öldürme üzerine konumlandırmıştır. Ona göre savaş, kan dökerek düşmanı yok etmektir ve zaferler ancak bu yolla kazanılır.

Projeler savaş meydanı olarak görülürse, proje planları katılaşır, değiştirilmesi zorlaşır. Proje ekibinin her biri, kendisini emir alan ve/veya emir veren savaşçılar olarak düşünür. Projede sunulacak çözüm "önerileri", sanki birer emir olarak algılanır. Esneklik ortadan kalkar ve verilen emir harfiyen uygulanmaya çalışılır. Proje ekipleri işlerini ancak emir aldıkları zaman gerçekleştirirler. Proje yöneticileri de tıpkı bir komutan gibi, ekibini bir yerden bir yere harekata yöneltmeye çalışırlar. Gereksinimleri, tasarımları veya iş planlarını sorgulamak asla mümkün değildir. Birileri karar vermiştir, ekibe sadece uygulamak düşer. Sorgulamak asla düşünülemez!

Belki bazı proje yöneticileri için komutan gibi emirler verip, yapılmasını istemek tercih sebebidir. Öyle ya! Ekibine "bunu yapın!" dediği zaman itiraz edilmeden yapılması işlerini kolaylaştıracaktır diye düşünebilir. Ancak bu sakıncalı bir metafordur. Projeler birer savaş değildir. Proje yöneticileri hiçbir zaman emir veren komutanlar değildirler. Geçmişte okuduğum bir yazıda projeler satranç oyununa benzetiliyordu. Aklıma ilk gelen "piyonlar kimler?" demek olmuştu. Proje ekibinde "at", "fil", "kale" gibi roller üstlenenler varsa; demek ki, ortada kolayca gözden çıkarılabilecek "piyonlar" da olmalıydı. Ekibin bir kısmını piyon gibi gören bir proje yöneticisi olamazdı, olmamalıydı. Hangi çalışan, kendisinin bir projede piyon gibi değersiz görülmesini kabul edebilirdi.

Günümüzdeki projelerde emirleri yerine getiren askerler yerine itaat etmeyen, çözümlere itiraz eden, sorgulayan, eleştiren, daha iyi bir çözümü olduğunu iddia eden askerlere ihtiyaç vardır. Bu kişilerle bir projede birlikte çalışmak bir proje yöneticisi için katlanılması zor ve istenilmeyen durumdur. Ancak  bu tür "kötü?" askerler de proje ekiplerinde olmalıdır. Elindeki mızrak ile sadece savaşmayı düşleyen "iyi" askerler yerine mızrağın neden elinde olduğunu sorgulayan "kötü" askerler de gereklidir.

Projeler, savaş alanı olarak görülürse karşımızda saldıracağımız bir düşman gerekecektir. Bu düşmanlar, müşterilerimiz midir? Ya da son kullanıcılar mıdır? Projenin başka herhangi bir paydaşı düşmanımız mıdır? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Asla. Belki rekabet içinde olduğumuz başka firmalarla mücadele etmemiz beklenebilir ancak bunları da hiç bir zaman yok edilmesi gereken düşmanlar olarak ele almamızı gerektirmez. Öyleyse, ortada bir düşman yoksa, savaş da yoktur. Proje ekibinin mücadeleci olması elbette gereklidir ancak hiç birinin öldürücü silahlarını kuşanmış savaşçılar olmasına gerek yoktur.

Projelerde de elbette "strateji", "taktik" ve "harekat" gibi kavramlar vardır. Bu konuyu ileride uzun  bir yazı dizisi olarak ele alacağız. Ancak projelerdeki strateji, taktik, taarruz ve harekat gibi kavramlar askeri alandakilerle aynı değildir. Savaş stratejileri belki proje planları kadar esnek olmayabilir. Taarruz edecek ordu da sadece mızraklarını havaya kaldırmış askerler değildir. Metaforlar her yerde aynı şeyleri karşılamayabilir. Metafor kullanımında dikkatli olmak gerekir.

Son olarak; projelerin bir savaş alanı, projeyi bir mızrak olarak olarak gören "körler" elbet bir gün proje ekibindekilerle de savaşmaya başlayacaklardır. Proje yöneticisi kendisini emirler veren bir komutan olarak görmeyi bırakıp; itaat etmeyen, çözümlere itiraz eden, sorgulayan, eleştiren, daha iyi bir çözümü olduğunu iddia eden ekip üyelerine katlanabilen liderler olmalıdırlar!

26 Aralık 2019

Hikayeden İşler-1




HİKAYEDEN İŞ'LER-1

Yeni bir yazı dizisine başlamak istiyorum. "Hikayeden İş'ler" yazı dizisinde, hikayeler anlatıp iş dünyası ile ilgili örnekler vermeye çalışacağım. 02.Nisan.2019 tarihinde Hacettepe Üniversitesi'nde Genç Mühendisler Topluluğu'nun (GMT) düzenlediği etkinlikte yaptığım sunumdaki hikayeleri burada tekrar paylaşacağım. Yazı dizimde şimdilik 14 farklı konuda hikayeler yer alacak. 

Ben küçükken, büyüklerin bana ders/öğüt vermelerinden nefret ederdim. Hayatım boyunca da hiçbir kimseye ne öğüt verdim ne de öğütleri dinledim. Ders vermeyi de hiç denemedim. Bende nefret uyandıran şeyler, pekala başkaları tarafından da beğenilmezdi. Özellikle aramızda kuşak farkı olan gençlerin, bizlerin verecekleri öğütlere, vereceğimiz derslere, işaret parmağımızı göstererek yapacağımız uyarılara hiç de aldırış etmeyeceklerini düşünüyorum. Bunu yaparak belki ancak kendimizi kandırırız. Bu nedenle, "HİKAYE" anlatmak istedim. Çünkü hikayeler anonimdi. Kimsenin yaşanmışlıklarıyla ilgili olmayabiliyordu. Biraz gerçekti, biraz da kurguydu. Ancak herkes kendine ait bir parçayı bulabiliyordu. 

Bu nedenle ben de hikaye anlatmayı yeğledim. Güzel de oldu..

FARE NEDEN ÖLDÜ?


İlk hikayemizin konusu bir karton kutuda bırakılan farenin neden öldüğü ile ilgili olacak. Hikayemizi anlatayım:

*********************************************************************************
Profesörün biri, elinde bir kutu ve fare ile öğrencilerin bulunduğu sınıfa girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu. Kutuyu kapattıktan sonra salona dönerek: 

-Bu kutuya iki gün kimse dokunmasın! dedi ve salondan çıkıp gitti.  

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Profesörün ne kadar sert biri olduğunu bilen öğrenciler kutuya asla dokunamazlardı. Ne olacağını merak ederek iki gün beklediler. İki gün sonunda profesör salona girdi. Kutuyu eline aldı ve açtı. Kutunun içindeki farenin ölmüş olduğunu bütün sınıfa gösterdi. Sınıfa dönerek farenin neden ölmüş olabileceğini söylemelerini istedi. 

- Havasızlıktan… 

- Açlıktan… 

- Susuzluktan… 

- Korkudan...

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı. Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyetteydi. 

- Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşılan çıkmak için çok mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki vaziyetten anlıyoruz. Şu var ki fareyi sizin dediğiniz gibi ne havasızlık ne de açlık öldürdü. Fareyi asıl KARARSIZLIK ÖLDÜRDÜ! Fare kutunun her yerini parçalayıp çıkmaya çalışacağına sadece bir köşesini parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı çıkıp kurtulacaktı.

*********************************************************************************

İş hayatında da hepimiz bir çıkış yolu arıyoruz. Kimimiz iş yerlerimizde başarılı olmak için çabalıyor, kimimiz ise girişimci olup kendi firmalarını kurarak büyümeye çalışıyoruz. Kapalı kutu olan "İş Dünyası" içinde başarıya ulaşmak için değişik yöntemler deniyoruz.

Ancak burada önemli olan "kararlılık"tır. Her mesleğe, her iş alanına, her iş yapış yöntemine öykünmek; iş hayatında kararsız kalmak, yok olmaktır. İş hayatının başında bir alanı seçip, o alanda ısrarcı olmak, başarıya giden önemli bir adımdır. Bilim adamlarının ısrarlı denemeleri olmasaydı, bugün birçok teknolojiye sahip olamayacaktık.

Stratejiler ve taktikler sadece firmalara, kurumlara özgü kavramlar değillerdir. Kişilerin de elbette stratejileri ve taktikleri vardır, olmalıdır. İş hayatının belli dönemlerine özgü stratejiler belirlemek ve bu stratejik hedefler doğrultusunda çalışmak önemlidir. Strateji sadece "ne yapmayı" belirlemez, "neleri yapmamayı" da belirler. Böylece iş hayatında başarılı olmak için neleri yapmamayı, hangi alanlarda çalışmamayı belirlemiş oluruz.

Bir atasözü vardır:"Düğüne gidip zurnaya, hamama gidip kurnaya aşık olmak". Evet, her gördüğü, her duyduğu konuya meyledip, her konuda bir şeyler yapabileceğini düşünmek ancak böyle tarif edilebilir.  Bir konuda yeterince çalışmayıp, çözüm için denemeler yapmayıp başka alternatiflere yönelince, tıpkı bu fare gibi birçok çıkış yolunu denemiş ama hiçbir şey elde edememiş birisi olarak sahneden çekilmiş olacağız.

Sonuç olarak; "Kararsız kalmayın, stratejinizi belirleyin"