Translate

Kasım Şen - (Mütehayyil)

03 Şubat 2024

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

 

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

Toplantı odasından çıktıktan sonra bir arkadaşımız yanıma yaklaşıp:

-“Ağzının payını verseydin ya, tam da haketmişti!” dedi. Gerçekten de herkes çileden çıkmıştı. Bir diğeri ise:

-“Böylelerine ayar vermek lazım, ayarı bozulmuş bunların” dedi.

Öylece durdum, sustum. Aklıma Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ünlü romanı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” geldi. Romanda Hayri İrdal’ın ayar tutmayan “Mübarek” isimli İngiliz yapımı, ayaklı ve yaşlı duvar saati ile yaşadıklarını düşündüm. Mübarek de başına buyruk bir şekilde ayar kabul etmeden çalışmakta ve düzensiz olarak çalmaktadır. Tıpkı çevremizdeki bazı insanlar gibi..  Kimisine bazen ayar verince, bir süreliğine düzene girseler de sık sık ayar istemektedirler. Yayı bozuk olanlar ayar da tutmuyor!

Proje ekiplerimizde yer alan herkes aslında kendi saatlerinde yaşamaktadırlar. Bir proje yöneticisi olarak elbette isteğimiz, arzumuz herkesin aynı saati göstermesi ve hiç ayar gerektirmeden tıkır tıkır çalışmasıdır. Keşke hep öyle olabilseydi!..

“Erken öten saati kırarlar!..”

Proje ekiplerimizde Mübarek gibi ayar kabul etmeyen, kendine buyruk, ayarsız kişiler olabiliyor. Bunlar projede sıklıkla sorun çıkarırlar, zamansız yere (çalarlar) tepki gösterirler. Bu düzensizlikleri nedeniyle diğer saatlerin (kişilerin) de ayarlarını bozabilirler. Sürekli ayar vermekten dolayı artık ayar tutmaz hale gelmişlerdir. Ne zaman, hangi şartlarda, kime karşı, nasıl bir davranışta bulunabileceklerini kestirmek zor bir hale gelebilmektedir. Ancak nasıl ki, Mübarek saat Hayri İrdal’ın dedesinden babasına kalan vasiyetinin sonucu ise; proje ekiplerimizdeki bu ayarsız kişiler de bize kalan mirastır.

Başka hangi saatlerimiz var?

Proje ekiplerimizde elbette başka saatlerimiz de var. Bazıları çok dakiktirler, ayar istemezler, sorun çıkarmazlar, her zaman işlerini doğru yaparlar, hep doğru saatleri gösterirler. Bunlarla çalışmak zevklidir ancak sayıları pek azdır.

Kimi saatlerimiz sürekli geri kalırlar, kimileri ise önden hızlı koşarlar, ileri giderler.. Her ikisi de projelerimiz için sıkıntılı olabilmektedir. Geri kalanı cesaretlendirmek, motive etmek; ileri gideni dizginlemek, yola sokmak, kontrol altına almak bizim görevimizdir.

Ekibimizdeki bir diğer saat ise; sadece kendilerinin doğru zamanı gösterdiklerini, diğerlerinin yanlış saati gösterdiğini ve hatalı olduklarını iddia edenlerdir. Onlara göre kendilerinden başka herkes hatalıdır. Onlar ne söylerlerse doğrudur, buna herkes biat etmelidirler! Zaman onların istedikleri gibi akmalıdır ve diğer tüm saatler onlara göre kendilerini ayarlamalıdırlar.

Ekibimizde ayrıca birilerini takip eden saatler de vardır. Bunlar kendilerine referans aldıkları saat hangi zamanı gösterirse ona göre kendilerini ayarlarlar. Takip ettikleri saati sorgulamazlar, hatalı olabileceklerini kabul etmezler. Tam bir bağlılık halinde devam ederler.

Bazı ekip üyelerimizi yeniden harekete geçirmek için sallamak, dokunmak gerekir. Bu tür kişilerin enerjileri azaldıkları için ittirmeye, enerjilendirmeye ihtiyaçları vardır. Ciddi bir motivasyon ile yeniden sorunsuz çalışabilirler. Proje yöneticilerinin, böyle enerjisi azaldığı için durmak üzere olan kişileri iyi tahlil edip, geç kalmadan müdahale etmesi elzemdir.

“Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir!..”

Proje ekibimizde durmuş durumda olan saatler de olabilir. Ancak bunlar günde iki defa doğruyu gösterdikleri için yaşadıklarını düşünürüz. Aslında bozukturlar, ölmüşlerdir. Bu tür kişiler sadece kuru kalabalık yaparlar. Kimse onların bozuk olduğunu görmez. Proje yöneticileri de onları boş yere sırtlarında taşımak zorunda kalmışlardır. Enerjileri tükendiği için o saatler ayar da tutmazlar.

Projelerimizde saatlerle yaşanan sıkıntılarımızı kısa bir şiirimle ifade etmek isterim:

Saat: Yelkovanı akrep geçe

            Kifayetsiz zaman, ben kifayetsizim kendime

           Sar başa, dön başa, sarmaş dolaşa

           Sokak lambasından damlar nisan yağmuru

           Bir koşuşturmaca, nedir bu hengâme, bu kargaşa.

Saat: Yelkovana akrep var

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanından güzel bir söz ile konuyu bağlamak istiyorum:

"Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır...
Bu da gösterir ki, zaman mekân, insanla mevcuttur."



24 Ocak 2024

KÜLYUTMAZ

 


KÜLYUTMAZ..

Hababam Sınıfı filmlerinde Ertuğrul Bilda tarafından canlandırılan “Külyutmaz Necmi” hocayı birçoğumuz çok iyi hatırlarız. Filmde kendi dersindeki sınavlarda öğrencilerin asla kopya çekemeyeceğini düşünür.  “Ben kül yutmam, dersimde kopya çektirmemmm” diye öğrencileri tehdit eder. Ancak bütün öğrenciler kopya çekmektedir o sırada. Tabii Kel Mahmut Hoca yine onları yakalar elbette. Külyutmaz Necmi Hocayı rencide etmeden kopya kağıdını alıp, saklar..

Sinemamızın en sevilen ve hemen hemen herkesin seyrettiği Hababam Sınıfı filmlerinde bazen gülerek, bazen hüzünlenerek izlediğimiz bu sahneler elbette güzel anılar saklıyor. Öğrencilik yıllarımızda, bizim de kopya çektirmediğini zanneden hocalarımız oldu. Bazıları zamanla acı gerçeği kanıksadılar. Bazıları ise beyhude bir teselli halinde bu iddialarına devam ettiler.

“Siz de külyutmaz mısınız?”

Pekala siz külyutmaz birisi misiniz? Yani sizi kimse kandıramaz ve aldatamaz mı? O kadar iddialı mısınız? Elbette hiç kimse kendisini kolay kandırabilen birisi olarak görmek istemez. Çoğumuz her şeyin farkında olduğunu ve kandırılmadığını söyleyecektir. Bu da doğal bir tepki.. Kimse gerçeği kabul etmez, inanmak istemez. Hayatımızın bir anında mutlaka aldanmışızdır, kandırılmışızdır ya da kandırılmaya müsaade etmişizdir. Yeter ki bu aldatılmanın etkisi yüksek olmasın. Aksi halde hayat boyu sürecek sıkıntılar yaşayabiliriz..

“Külyutmaz Yöneticiler! Kandırılıyorsunuz, evet aldatılıyorsunuz..”

İş hayatımızda da kendini külyutmaz olarak gören yöneticiler vardır. Kimisi üst düzey yönetici, kimisi ise daha alt seviyelerde yöneticiler. Onlar da kendilerinin asla aldatılamayacağını, asla kandırılamayacağını ve her şeyin farkında olduklarını söylerler. Ne yazık ki, o tür yöneticiler daha kolay kandırılıyorlar. Onları aldatmak, yanlış bilgilere inandırmak daha kolay ve daha basit..

“Kıvılcımlara takılıp, yangını göremeyen yönetici olmayın!..”

Sözde külyutmaz yöneticilerin en belirgin özelliği önemsiz noktalara takılıp, asıl sorunu görememektir.  Onlar ufak sorunların, sıkıntıların peşinde koşarken büyük resme bakamayan, büyük sıkıntıları göremeyen kişilerdir. Tüm enerjilerini küçük ve önemsiz hususlara harcadıkları için buzdağının altını görmeye, düşünmeye vakit ve enerji bulamazlar.

“Yöneticinizi nasıl kandırırsınız!..”

Aman, yanlış anlamayın, korkmayın kimseye tüyo vermeyeceğim elbette. Kimsenin yöneticisini aldatmasını da, sıkıntı yaşamasını da istemem. Amacım yöneticilerin nasıl kandırılabilecekleri konusunda dikkatlerini çekmektir. Dilerseniz bazı ipuçlarını paylaşayım:

  • Renkli, bol grafikli sunumlar: Yöneticilerin kolay aldatılmasını sağlayan en güzel araçlar içi boş, anlamsız ve gerçeği örten cicili, bicili sunumlar yapmaktır. Bu sunumlarda dikkatler önemsiz sayılara,  grafiklere yönetilerek gerçekler gizlenir. Külyutmaz olduğunu düşünen yöneticiler bu grafiklerde ufak noktalara odaklanırlar ve asıl sorunları göremezler. Böylece hem bir yandan sorunların farkında olduğunu zannederler hem de kendilerini sorunları çözen kahramanlar olarak görürler.. Heyhat! Zavallı bir aldanma halindedirler.

  • Her kademede filtreleme: Sorunlar her kademede filtrelenerek aktarılır. Böylece önemli sorunlar alt kademelerde ya gizlenir, ya da üstleri örtülür. En üst yönetime çıkana kadar her kademede bu yapılır. Yöneticilere asıl sorunlar iletilmediği için kendilerine aslında pek de önemli olmayan konular gelir. Onlar da kolayca çözümlendiği zaman yöneticiler kendilerini başarılı görürler. Ne yazık ki, alt kademelerde kazan kaynamaktadır ve patlamak üzeredir. Ancak kimse görmek istemez veya göstermek istemez!

  • İlk gelen bilgiyi doğru kabul etme: Bazı yöneticiler kendilerine ilk ulaşan bilgiyi doğru olarak kabul ederler. Odasına ilk giren kişiyi dikkate alıp, karar verirler. Diğer alternatifleri veya fikirleri dinlemezler. Açıkçası manipülasyona açık durumdadırlar. Detaylı incelemeden veya konunun diğer taraflarını dinlemeden hızlıca aksiyon alarak yanlış kararlar verebilirler. Bu nedenle külyutmaz olan yöneticileri kandırmak istiyorsanız ilk siz harekete geçmelisiniz. İstediğiniz şekilde yönlendirdikten sonra kenara çekilin. O sizin istediğiniz şekilde kararlar alıp, uygulatacaktır. Başkaları farklı şeyler söylemeye çalışsa da dinlemeyecektir zaten..

  • Bol dedikodu, az iş ve sürekli kulis faaliyeti: Külyutmaz yöneticileri kandırmanın bir yöntemi ise bol bol dedikodu yaymaktır. Birileri hakkında gerçek dışı iddialar gerçekmiş gibi anlatılıp, yayılması sağlanır. Bu dedikodular başkaları tarafından diğerlerine anlatılır, en sonunda yöneticilere kadar ulaşır. Külyutmaz yöneticiler de elbette bu dedikodulara inanır ve farkında olmadan yanlış yönlendirilirler. İş üretmek yerine dedikodu üretilirse, yöneticiler bir süre sonra dedikoduların peşinde koşmaktan işlerini yapamazlar. Bu arada sürekli kulis faaliyetleri de yapılacağı için yöneticilerin kandırılmaları daha da kolaylaşacaktır.

  •  Astlarına mavi boncuk dağıtma: Bazı yöneticiler altında çalışan astlarına şirin görünmek için onlara sürekli mavi boncuk dağıtma derdine düşerler. Bunu gören diğer çalışanlar da farklı yöntemler kullanarak kendilerine de mavi boncuk verilmesini sağlarlar. Sonuçta yöneticiler astları ile sorun yaşamadan, şirinlik yaparak, etliye sütlüye dokunmadan işlerini idare etmeye çalışırlar. Elbette bu aşamada sürekli kandırılırlar. Ancak kendilerine kandırıldıklarını anlatamazsınız.

ÇÜNKÜ ONLAR KÜLYUTMAZLAR!.


21 Ocak 2024

BİZİM İNSANIMIZ

 

BİZİM İNSANIMIZ..

Bizim insanımız böyledir işte:


** Proje ekipleri çay içerken, sigara içerken proje dışı konuları konuşup, geyik muhabbeti yaparlar. Projeyle ilgili konuları "toplantılarda" konuşurlar..

** Herkes başkasının yaptığı işi kendisinin daha iyi yapacağını düşünür. Hele ki bu proje yöneticiliği ise, herkes "üstad" kesilir. Buyur, gel otur koltuğa arkadaş!

** Herkes tarafından sevilen birisi olmak istiyorsan; proje yöneticiliği yapma! Dondurma sat veya şirkette başkalarının hakkında dedikodu yap!

**Her insan aynı değildir! Hatta her insan her gün bile aynı değildir! Hesabını insanın ruhiyetine göre değil, işin olması için yap!..

** Her gün birilerinin dedikodusuna laf yetiştirmeye çalışırsan; proje yöneticiliği yapmaya vaktin kalmaz! Bırak taşlar cebinde kalsın, işimiz şeytanları taşlamak değildir!..


16 Ocak 2024

KOMŞUNUN TAVUĞU

 

KOMŞUNUN TAVUĞU..

Entropi, çoğunlukla bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik (kaos) olarak tanımlanır ve istatistikten teolojiye birçok alanda yararlanılır. Bu kanunun en güzel tariflerinden bir tanesi de "Evrende her şey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister." şeklindedir. Günümüzde şirketlerin işgücü kaynağı da yüksek bir entropi(düzensizlik) değerine sahip durumdadır. Ciddi şekilde çalışan (personel) kaosu yaşanmaktadır. Firmaların İşgücü Devir Oranı (turn over rate) çok yükselmektedir. Çalışanların bir şirkette uzun süre çalışma süreleri gittikçe azalmaktadır.

Pekala, bütün bu kaosun nedeni sadece çalışanların işini ve çalışma şartlarını beğenmemeleri midir?

Bunu söylemek, sorunu önemsizleştirmekten başka işe yaramayacaktır. Eskiden “giderse gitsinler, kapımda bekleyen yüzlerce kişi var” anlayışı hakimdi. Bu nedenle çok da dert edilmiyordu. Elbette iş değişikliği kararını veren sonuçta çalışanın kendisidir. Ancak birikmiş sebepleri detaylı incelemek gereklidir. Hiç kimse canının sıkıntısından veya beyhude bir heves uğruna işini, emeğini ve birikimini bırakıp gitmek istemez.

Bir diğer husus ise firmaların, başka firma personellerini gözünde büyütmesi ve onları kendi personellerinden daha iyi görmeleridir. Yani atasözünde belirtildiği üzere, komşunun tavuğunu kaz olarak görme çabasıdır. Hatta bazı firmalar “Bak, X firmasından adam çektik” diye övünç kaynağı bile yaratabilmektedir. Bütün firmalar başkalarının personelini kapma veya kopartma peşinde koşunca da piyasada kaos oluşmaktadır.

Artık öyle bir durum oluştu ki, futbolcu transfer borsaları gibi personel kapma borsası oluştu. Piyasanın güçlü ve tanınmış firmalarındaki personellerin kendi reklamlarını yapmalarına bile gerek yok! Çünkü ne kadar yetersiz olursa olsun, X firmasından geliyorsa, iyidir zaten diye bir anlayış var. X firmasının kovduğu personeller bile iyice araştırılmadan, incelenmeden gözü kapalı rakip firmalara alınabiliyor. Firmalar ellerindeki personelin değerini tam bilmeden, başkalarını yüceltebilmektedir.

Sonuçta ne oluyor? Kendi personeli küsüyor, arayışa geçiyor. O personel ayrılırken arkasından birkaç kişiyi daha yanında götürüyor. Bu döngü böyle devam edip duruyor. Tam bir “doldur-boşalt” sistemi işliyor. Kazlar ve tavuklar ortalıkta koşturuyor!

Bu kaos ortamında olan projelere ve proje yöneticilerine oluyor. Ekip sık değiştiği için ne gerçekçi planlamalar yapılabiliyor ne de hedefler tutturulabiliyor. Bir personelden tam verim alınacağı zamanda, başka bir firmaya gidiyor. Yerine başka firmalardan alınan personel de bir şeyler yapabilecek hale gelince o da başka yere geçiyor. Her bir personel değişiminde elbette projelerdeki işler de aksıyor veya duruyor.

Mazeretimiz de hazır elbette: “Malum piyasa şartları, elimizde personel tutamıyoruz!”

Bu kaosu yaratan da zaten firmaların kendi anlayışları ve yaklaşımları değil mi?  Sözümüzü Barış Manço’nun Kazma şarkısının sözleriyle bitirelim..

 “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür dersen

Kaz gelen yerden tavuğu esirgemezsen

Bu kafayla bir baltaya sap olamazsın ama

Gün gelir sapın ucuna olursun kazma”