LinkedIn‘de beni takip edin: https://www.linkedin.com/in/kasimsen/
Bana ulaşmak için: kasimsen @ hotmail . com
Cep Tel: 0507 580 31 19
Proje yönetimi ve genel yönetim kavramları konusundaki her türlü bilgi ve tecrübe paylaşımı için buradayım
MÜTEHAYYİL: Kuvve-i hayaliyeden geçiren, hayal kuran. Bir şeyi görüp gözetici, idrak edici olan.
Translate
Kasım Şen - (Mütehayyil)
11 Aralık 2021
10 Ekim 2021
VELİNİMET
VELİNİMET
Eskiden küçük esnaf dükkanlarında girişte, kolayca görülebilen bir yerde sıkça rastladığımız bir yazıydı:"Müşteri velinimetimizdir" Artık pek göremiyoruz ancak büyük veya küçük tüm işyerleri için müşteri halen velinimettir.
Çalışanlara "maaşınızı kim veriyor?" diye sorulsa sanırım : "Patron veriyor, Yöneticim veriyor, (Kamu Çalışanları için) Devlet veriyor, Vakıf veriyor, Haydar abi veriyor, Cemil usta veriyor" gibi cevaplar alırız. Aslında verilen cevaplar şeklen doğrudur. Fiili gerçekleştiren kişiler bunlardan birisidir. Fakat işin özünde, maaşlarımızı veren kişiler aslında müşterilerimizdir. Müşterilerimiz hiç olmasa patronumuz, Haydar abimiz, Cemil ustamız en fazla kaç ay bize maaş verebilir?! Bir ay, zorlasa belki iki ay.. Pandemi döneminde bunu gördük. Kısıtlamalar ve kapatmalar yaşandıkça, maaşların ödenmesinde zorluklar oluştu. İşyerleri kapandı, maaşlar ödenemedi..
2017 yılında yayınladığımız Proje Yönetimi Manifestosu'nun 10. maddesinde şöyle demiştik:
"10. Projelerde sürdürülebilir başarı için müşteri memnuniyetinin sağlanması esastır"
Burada önemli olan başarının sürdürülebilir olmasıdır. Bazı projeler her ne kadar başarılı biçimde tamamlanmış olsa da devamlılıkları olmadığı için sürdürülebilir bir başarıya sahip değildirler. Fakat müşteri tarafında bir memnuniyet oluşturulmuş ise, yeni fırsatlar ve talepler gelecektir. Bu da yeni projelerin doğmasına sebep olacaktır. Sürdürülebilir başarının anahtarı müşterinin memnuniyetinde saklıdır.
Her projenin mutlaka bir alıcısı yani müşterisi vardır. Aynı şirket içindeki farklı gruplara yapılan projelerde bile "iç müşteri" durumu vardır. Kamu projeleri için ise müşteriler vatandaşlardır, toplumdur. "Alıcı makam" diye tarifleyebileceğimiz mutlaka birileri olacaktır. Sonuçta hepsi için "memnuniyetin" sağlanması önemlidir.
Proje yöneticisi için müşteri memnuniyetini sağlamak önemli bir görevdir. Müşteri el üstünde tutulmalı ve sorun yaşanması durumunda çözüm için çaba harcanmalıdır. Yaşanan sıkıntılar nedeniyle memnuniyetini yitiren, rahatsız olan, incinen müşteriler; aynı zamanda çevrelerindeki potansiyel müşterileri de negatif yönde etkileyecektir. Dolayısıyla yaşanan tahribat büyüyecek, katlanacaktır. Elbette aksi durum da mümkündür. Mutlu müşteri, diğer potansiyel müşteriler için referans kaynağı olacaktır.
Yaşamımızda da benzer durumları kendimiz yaşıyoruz. Birçok kez arkadaşlarımızın, dostlarımızın tavsiye ettiği yerlerden alışveriş yapmaya çalışıyoruz. Onlar memnun kalmış ise, bizim de memnun kalma ihtimalimiz yükseliyor.
Projeleri geliştirilirken yaşanan sorunlar, karşılaşılan zorluklar, ekip içindeki çatışmalar, kaynak kısıtları, diğer projelerdeki kaynaklarla olan çakışmalar, iletişim problemleri, ekipler arasındaki fiziksel mesafeler, proje yönetiminden kaynaklanan beceriksizlikler ve planlamadaki tutarsızlıklar; müşteri için önemli değildir. Bu sorunlar müşteriye yansıtılmadan çözüm bulmak için çaba harcanması gerekir. Müşterilerimize çözümsüzlük sunmak yerine çözüm için çaba harcandığını göstermek bile memnuniyet yaratacaktır.
Belki hepimizin bildiği bir konuyu tekrar etmiş gibi oldum ancak "bildiğimiz ama uygulamadığımız" diğer nice konu gibi bunun da dilimizin döndüğünce yeniden ele alınmasını faydalı buluyorum.
Sürçülisan ettikse, affola..
05 Ekim 2021
UMUT
UMUT
Yıprandık, özellikle gençler çok yıprandı. Pandemi, ekonomik şartlar ve toplumsal baskılar gençleri, en çok da eğitimli gençleri zorluyor. Yıllarca hep bir sonraki hedefe odaklanan, başarıdan başarıya koşan, sürekli yarışan, en iyi olmaya çalışan gençler daha yaşamlarının en güzel çağlarında umutsuzluğa düşüyor. Çok erken zamanda kendilerini tükenmiş, işe yaramaz hissediyorlar. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalı:
"Umut biterse, yaşam biter"
Bunu birçok genç kardeşimize söylemişimdir. Benim hayattaki motto sözüm budur. Her zaman inanarak, içten bir şekilde tekrar ederim. Yaşamın son nefesine kadar umut vardır. Yoğun bakımda olanların yakınları bile umutludurlar. Yaşamın her bir anında yeni umutlar yeşerir.
Gençler, biliniz ki, sizler bugüne kadar gelen tüm kuşaklardan daha farklısınız. Yaşamı sadece çalışmak, para kazanmak, bir ev daha almak, daha iyi arabaya binmek olarak gören bir nesle karşı mücadele veriyorsunuz. Ancak asla yaşam sevincinizden ödün vermeyin.
Umut, iç motivasyonu sağlar. Son ana kadar "başarabilirim, yapabilirim, deneyebilirim" diyebilmektir.
"Umut yaşamdır, umudunu yitirme!"
15 Haziran 2021
ISLIK
ISLIK
Atasözleri az kelime ile çok şey anlatabilmek açısından bulunmaz fırsat.. Yine bir atasözü ile konuya doğrudan giriş yapmak istiyorum.
"El elin eşeğini, (türkü çığırarak)/(ıslık çalarak) arar!"
Hepimiz yaşadığımız sıkıntılarla, başkalarının da kendimiz kadar ilgilenmesini bekleriz. Ancak ne yazık ki; ailemiz, yakın çevremiz, birkaç dostumuz dışında derdimizle dertlenecek çok az insan olacaktır. Başkaları sadece ilgileniyormuş gibi görünürler.
Benzer durumu proje yöneticileri de yaşarlar. Projenin başarıya ulaşması için proje ekibindeki herkesin -en az kendisi kadar- çaba göstermesini, heyecanlanmasını ve umursamasını beklerler. Ancak bu pek mümkün olmaz! Projede yaşanan bir sıkıntının çözümü için çok az kişi elini taşın altına koyar. Diğerleri hiçbir şey yapmadan, kendi gündemleriyle meşgul olurlar. Proje yöneticisinin bu gerçeği bilip, tabiri caizse kendi eşeğini, kendi aramalıdır..
Proje yöneticisinin "İlgili arkadaşa email attım" diyerek sorunun çözümünü başkalarına havale etmesi işe yaramaz. Hiç kimsenin, proje yöneticisinden email gelsin de hemen gerekenleri yapayım diye bir düşüncesi, tasası, kaygısı olmaz.
"İşler her zaman bir kuyruğa girer, takip edilmeyen işlere ise sıra asla gelmez!"
Proje yönetiminde takip edilmeyen bir işin sonuçlanmasını beklemek, en hafif ifadeyle: Saflıktır! Değişmeyen başka bir kural daha vardır. Bu kural herkes için geçerlidir: Bütün işler sadece sizin gözünüzde önemli ve önceliklidir, başkalarının gözünde ise sıradandır!
Proje yöneticisi uzaktan email/mesaj atarak işleri yürütemez. MAKOSENLERİNİ GİYİP, SAHAYA İNMELİDİR!
30 Mayıs 2021
YÖNETİLMEYİ ÖĞRENMEK
YÖNETİLMEYİ ÖĞRENMEK
İnsanın doğası gereği herkes yönetici olmayı arzular. Ego dediğimiz benlik, güç sahibi olmayı ve hükmetmeyi dürtülemektedir. Dolayısıyla yönetici olmanın güç sahibi olmayı, yetkili ve yetkin olmayı sağladığı düşünülür. İktidar kelimesinin kökeninde de "kadir olmak" yani bir şeyleri yapmaya ve yaptırmaya gücü olmak yer alır.
Yönetici olup emrinizin altında onlarca, yüzlerce kişinin olması ve onlara emirler verip, istediğinizi yaptırabilmek birçok kişinin hayalidir. Çok az insan, başkalarını yönetmeyi istemez. Çünkü benlik ve nefis bundan haz duymaktadır.
Ancak yönetmekten daha zor olan şey: "Yönetilmeyi Öğrenmektir". Birisinin emri altında çalışmak, onun isteklerini yerine getirmek insanın benliğine zor gelmektedir. Üstelik geçmişte yöneticilik yapmışken, tüm yetkilerini ve erkini bir kenara bırakıp yönetilen pozisyonuna geçmek birçok kişinin kaldıramayacağı bir durum olmaktadır. Yönetmeyi öğrenmenin bilinen kuralları ve yöntemi var. Yöneticilikle ilgili dersler, okullar var. Ancak hiç kimseye nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili birşeyler öğretilmez. Google'da "yönetilmeyi öğrenmek" diye yazdığınız zaman bile "yönetmeyi öğrenmek" ile ilgili sonuçları veriyor. Sizin hatalı bir sorgulama yaptığınızı düşünüyor.
KAREL Elektronik A.Ş, Teknik Murahhas Üyesi, Sayın Yaman Tunaoğlu 2015 yılında yapılan Büyük Sıçrama Paneli'nde "Girişimci Adaylarına Öneriler" konulu konuşmasında (*) "Yönetmek için önce yönetilmeyi öğrenmek gerekir" demiştir. Yine konuşmasında yeni kurulan girişimcilerdeki CEO, CTO gibi unvanlara olan hevesin gerekli olmadığını belirtmiştir.
Gerçekten bazen elimize uzatılan kartvizitlerde 5-10 kişilik firmaların çalışanlarında CEO, CTO gibi unvanlar yazdığını görüyoruz. CxO gibi bir kartviziti olmayan kişilerin itibar görmeyecekleri, dikkate alınmayacakları gibi kaygıları var. Ancak insanlar sizin kartvizitinizde ne yazdığından daha çok yıllık cironuza, hisse senedinizin fiyatına veya çalışan sayınıza bakmaktadır. Elimizde kalan birçok kartvizitteki CxO unvanlı kişilerin ve firmaların yerlerinde yeller estiğini görüyoruz. Şimdi çoğunun ismi bile hatırlanmıyor.
Yönetilmeyi öğrenmenin ilk koşulu; sizin öğrenme açlığınızdır. Her şeyi ben bilirim anlayışını bir kenara bırakıp; çalışma arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan ve hatta rakiplerinizden deneyimler karşılığında ortaya çıkan şeyleri öğrenmeye çalışmaktır. Bir yöneticinin emri altındayken, kendi benliğinizin ihtiraslarını bir kenara bırakıp; olaylar ve sorunlar karşısında birlikte çalışabilmeyi kaldırabilmektir.
Bugünkü yöneticilerin geçmişte birileri tarafından yönetildiğini unutmamak lazım.
Ve en güçlü yöneticilerimiz ise her zaman "müşterilerimiz"dir. Onların bize verecekleri dersler her zaman ağır olacaktır!
(*): Panel Konuşmasının Linki https://youtu.be/UJykNDVPcTA?t=481
22 Mayıs 2021
KAFAM YERİNDE..
KAFAM YERİNDE..
Yazının başlığına bakarak sakın bunu sarhoş bir halde yazdığımı düşünmeyiniz. Bilinçli şekilde yazılmıştır. Cellatlarla ilgili birçok hikaye anlatılır. Bunlardan bir tanesi gerçekliği bir yana, iş hayatına uyarlanabilecek bir benzetim içermesi açısından güzeldir.
Eskiden bir yerlerde mahkumlar ile cellatlar son gecelerinde birlikte eğlenirlermiş. Sabah da cellatlar, sarhoş mahkumların farkında olmadıkları anda kafalarını keserlermiş. Yine bir sabah mahkumlardan birisi cellada sormuş:"Neden hala kafamız kesilmemiş, yoksa affedildik mi?". Cellat ise :"Hayır ben işimi yaptım, ayağa kalktığın anda kellen düşecek". Gerçekten de öyle olmuş, mahkum ayağa kalktığı anda infazın yapıldığını anlamış.
İş hayatının hızla akan koşuşturmacaları ve mücadeleleri arasında birçok şeyin farkında olamayabiliyoruz. Belki de kafamız çoktan koparılmıştır ancak bizler henüz anlayamamış, idrak edememişizdir. Hala bulunduğumuz konumun, sahip olduğumuz ünvanların, iş çevremizin, dostlarımızın, iş arkadaşlarımızın yerinde olduğunu düşünüyoruzdur. Gerçeği anlamak için, iş dünyasının sarhoşluğundan kendimize gelip, ayağa kalkmamız gerekecektir. İşte o anda kafamız yere düşecektir.
Ve ilginç olan ise; çoğu zaman cellatlarımızla son gecemizi güle oynaya, eğlenerek geçiririz!
Kalın sağlıcakla..
01 Mayıs 2021
HAMAMDA KURNAYA AŞIK OLANLAR
HAMAMDA KURNAYA AŞIK OLANLAR
Benim çok sevdiğim bir atasözü vardır: "Hamama gidip kurnaya, düğüne gidip zurnaya aşık oldu" diye.. Eskiden bunun benzeri anlamda "maymun iştahlı" deyimi vardı. Bir işi bitirmeden, başka bir konuya atlayan, onu da tamamlamadan bir diğerine geçenler için kullanılır.
İş hayatımızda da bunun gibi çalışanlarla çok karşılaşıyoruz. Bir konuda tam uzmanlaşmadan diğerini öğrenmeye çalışanlar artmaya başladı. Bir süre sonra; her şeyden bir şeyler bilen ama hiçbir şeyi tam olarak bilmeyenler topluluğu oluşuyor. Her gördüğüne, duyduğuna meyleden, göz kırpan kişiler ne yazık ki ellerindeki işleri tamamlayamadan, diğerine geçiyorlar.
Yeni işe başlayanlarda şöyle bir algı, düşünce oluştu: "ABC firmasına bir kapağı atayım yeter!".. "Önce biraz tasarımcılık yaparım, beğenmezsem üretim tarafına geçerim. Orada yapamazsam planlama bölümü var. Okulda ERP dersi almıştım, yaparım herhalde.. Ayrıca İngilizcem de fena değil, belki satın alma departmanına atlarım, ya da belki dış görüşünüm güzel olduğu için iş geliştirmede çalışırım. Ağzım iyi laf yapar, müşterileri kafalarım eyvallah. Orada sıkılırsam da amaaan canım n'olacak sanki, hiç olmazsa proje yönetimine geçerim!.." diye hayal ediliyor.
İşte durum böyle vahim!
Sanırım bunun biraz sorumlusu da işe alım sürecindeki yöneticiler. İşe alım sırasında ne iş yapılacağını, nelerden sorumlu olacağını bazen net olarak belirtmiyorlar. İşe alım sırasında pembe tablolar çizen yöneticiler gördüm. Bilgi ve deneyimden daha çok dış görünüş, konuşma şekli veya maaş beklentisine göre karar veren yöneticiler var. Yanlış işe, yanlış çalışan alındığı için de çalışanlar da bir süre sonra bölüm değiştirmeye başlıyorlar.
Elbette, bir konuda uzmanlaşanların daha üst pozisyonlara geçiş yapması beklenen durumdur. Bir çalışanın bütün hayatı boyunca aynı işi yapması beklenemez. Ancak yeterli tecrübe ve bilgi birikimine ulaşmadan diğer işlere öykünülmemelidir.
Hamamdaki kurnanın sıcaklığı, düğündeki zurnanın sesi her zaman güzel olmayabilir!
23 Nisan 2021
MÜHENDİSLİK ZARAFETİ
MÜHENDİSLİK ZARAFETİ
Sorum çok basit: "Yaşamımızın içinde olan "mühendislik", hayatımıza ne kadar faydalı olabiliyor?"
Yaşam ve Hayat: Biri Türkçe, diğeri Arapça kökenli olan ve aynı anlamda kullanılan sözcükler. Yaşamak için; yeme, içme, nefes alma ve canlı kalabilme yeterli.. Öyleyse "hayatı" farklı kılan şeyler de nedir?
Prof. Dr. Ahmet İnam hocamız 23 Kasım 2019 tarihinde Bilgisayar Mühendisleri Kurultay'ında yaptığı konuşmada (*) bu konuda çok önemli meseleleri ele almıştı. Baştan sona izlenmesi gereken bir konuşmaydı.
Yaşamımızda mühendislik; sadece para kazanmak ve güç elde etmek amacıyla belli algoritmik yapılar üzerinden birbirinin benzeri aletleri, binaları, yazılımları ve cihazları üretmeye yarıyor. Mühendislik ürünü olan teknoloji, yaşamımıza hükmetmeye başlıyor.
Hayat ise; yaşamın ötesinde sanat demek, estetik, coşku, güzellik, sevinç, dans, mizah ve zarafet demektir. Bunlar olmadan "yaşamak", sadece diğer canlıların yaptığı gibi nefes almak, haz duymak ve canlı kalabilmektir.
Yaşamımızın artık her yerinde teknoloji var ancak hayatımız; teknoloji üstü olmalıdır, hatta onun da üstünde olmalıdır!
Mühendis olarak geliştirdiğimiz "teknolojiler" bizim coşkumuzu, sevincimizi, tutkumuzu yüceltiyor mu? Bir yazılımı geliştirirken, gerçekten keyif alıyor muyuz? Mühendislik ve teknoloji "bilme sevincimizi", "bilmenin ıstırabını" arttırıyor mu?
Ne yazık ki, günümüzde asıl belli algoritmik yapılar üzerinde iş yapan, "yapay zeka" olan bizleriz!
Hayatımızı güzelleştirmek için teknolojiden fazla olmak zorundayız!
Bildiğimizden daha fazla olmak zorundayız!
Teknolojinin sunduklarından öte; estetik zenginliklerimizi görebilmeliyiz. Hayatımıza aşk, sevgi, hayal, düş ve yürek genişliği, can genişliği katmalıyız.
İşte "mühendisliğin zarafeti" orada başlar!
(*)BMK 2019 : Ahmet İnam - Mühendisliğin Dönüşümü ve Mühendislik Etiği:
24 Mart 2021
HERKEZ HATA YAPAR
HERKEZ HATA YAPAR!
"Hata" ve "Yanlış" kelimeleri eş anlamlı olduğu düşünülerek, sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir. Aynı sınavda "Soruyu hatalı çözdüm" denilirken, "Üç yanlış, bir doğruyu götürür" de denir. Ancak hata ile yanlış arasında fark vardır.
Faik Bryns, "Su'dan Kola'ya" kitabında (*) yanlış ile hatanın arasındaki farkı şöyle açıklamaktadır: "Hata ile yanlış arasındaki fark niyettir". Gerçekten yanlış yapan kişinin kişisel menfaatleri doğrultusunda çalıştığı şirkete veya çalışma arkadaşlarına zarar vermesi söz konusudur. Ancak deneyimsizlik, bilgisizlik veya dikkatsizlik sonucu istemeden yapılan kusurlar ise hatadır. Hata yapılabilir ancak hatayı örtbas etmeye çalışmak yanlıştır.
Yine kitabında Faik Bryns, yanlış yapmamak için alınan kararlarda 3 önemli sorunun sorulmasını ifade eder:
1-) Doğruyu yaptım mı?
2-) Benim şirketim olsa ne yapardım?
3-) Riski hesapladım mı? Ya da "Riski göze alabiliyor muyum?"
Sizce "Doğruyu yapmış olmanın" kriteri nedir? Bunu da şöyle açıklamaktadır: "Doğru, ortaya çıktığı zaman utanmayacağım veya saklamaya gerek duymayacağım davranıştır".
Yanlış yapmamak; kendi şirketiniz olması durumunda asla yapmayacağınız, yapılmasını kabul edemeyeceğiniz davranışları veya kararları, başka bir işverenin parası, hizmeti söz konusu olunca da yapmamaktır.
Her karar kendi içinde bir miktar risk içerir. Çok riskli kararları, riskin etkisini hiç hesaplamadan almak elbette yanlıştır. Ancak hiç "hata" yapmamak adına risk almamak da bir yanlıştır. Asıl yanlış, hata yapmaktan korkmaktır.
"HERKEZ" hata yapar ancak "HERKES" asla yanlış yapmamalıdır!
(*) Faik Bryns, "Su'dan Kola'ya", Sayfa:159, Elma Yayınları,2018, ISBN:978-605-5286-66-8
28 Şubat 2021
KIRIK CAMLAR
KIRIK CAMLAR
Psikolojide "Kırık Camlar Teorisi" vardır. Özetle şöyledir: "Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün. Camlar tamir edilmemişse vandallar birkaç cam daha kırmaya meyillidir. Sonunda bina boş ise tüm camları kırılabilir, gecekonduysa belki de yangın dahi çıkarabilirler."
Detaylı bilgi için: https://lnkd.in/e72Z_Cv
Pandemi sürecinde de aynı şekilde kırık camlarla karşılaşıyoruz. Birisi bir konuda bir camı kırmışsa, tüm ülke olarak o konuyla ilgili camlara taş atmaya başlıyoruz. Kısıtlamalarla ilgili birileri kurallara uymayınca, herkes ihlal etme çabasında oluyorlar. Hatta bu konu canımızı tehdit eden bir hastalık bile olsa da..
Hele bir de bunu üst düzey yetkililer ve kurumlar/örgütler yaparsa! Artık neredeyse kırılmadık cam kalmıyor, kurallar talan ediliyor.
Şirketlerde de kırık camlar (süreçler, kurallar, prosedürler) vardır. Konulan kuralların; bir veya birkaçı uygulanmazsa, zorda kalındığı zaman etrafından dolanılırsa bir süre sonra viran bir hale gelir. Artık herkes bilir ki: O kurallar "esnetilebilir" ya da kaldırılıp, yok edilebilir..
Ortada yanlış bir şeyler varsa, İLK TAŞI ATANA BAKINIZ!
02 Şubat 2021
Proje Yönetimi: İyimser mi? Kötümser mi?
Proje Yönetimi: İyimser mi? Kötümser mi?
Proje yönetiminde ise durum daha trajikomik olabiliyor. Şöyle ki:
-Önce bardağın (proje) varlığını yönetime ve/veya müşterinize ispatlamalısınız: Ortada gerçekte bir bardak olmayabilir.
-Suyun (tasarımın) bardağa dolabilen bir şey olduğuna ekibi inandırabilmelisiniz. Su akışkandır, her şekle girebilen bir şeydir. Evet, önce su olmalıdır!
-Bardağın (projenizin) kırılgan, nazik bir şey olduğunu kabul ettirebilmelisiniz. Çok sıcak su koyarsanız, çatlayabilir :)
-Baştan çatlak bir bardağa (projeye), ne kadar su(tasarım/iş gücü) koyarsanız koyun, hiçbir zaman dolmayacaktır. Kötümserlik sizden kaynaklı değildir, bardak iyimser olmaya müsait değildir..
-Bardağa sırf çok dolu görünmesi için fazla su (işgücü, tasarım) koyarsanız, taşacaktır (over-design). Bu durumda boş yere iyimser olmayın, boşa giden sudur!
-Bardak ve su olsa bile, suyu bardağa koyacak kimse ol(a)mayabilir. Bir proje yöneticisi lazım!
Vesselam.
Görüşmek üzere..